28 Mayıs 2009 Perşembe
14 Nisan 2009 Salı
Güvercin Paylasım forumu çok yakında.
Ege Güvercin sitesi olarak güvercin ve evcil hayvan paylaşım forumu çok yakında aktif olacaktır ayrıntılar için sitemizi takip ediniz.
Gönderen Blogspot zaman: 04:56 0 yorum
Etiketler: Bursa Güvercinleri, İstanbul Güvercinleri, Paçalı Güvercin Resimleri, Paçalı Güvercinler, Ülkemizde Güvercinler
7 Nisan 2009 Salı
Mersin Güvercinleri Resimleri
Mersin Güvercin YEtişricileri ve resimleri mevcuttur.
Gönderen Blogspot zaman: 11:39 0 yorum
Etiketler: Maverdi ve ZırhlıAynalı Akdeniz Güvercinleri, Osmaniye Güvercinleri, Turgutlu Güvercinleri, Ülkemizde Güvercinler
8 Mart 2009 Pazar
Güvercin uçuverdi, kanadın açıverdi Türküsü
Columbiformes takımının Columbidae (güvercingiller) familyasını oluşturan 250 kuş türünün ortak adıdır. Familyanın Streptopelia, Zeniada gibi cinslerine giren daha küçük, ince yapılı ve pastel renkli üyeleri “kumru” olarak bilinir.
Bütün zoocoğrafya bölgelerine yayılan bu türlerin üçte ikisi Oryantal bölgede, Avustralya’da ve Büyük Okyanus’un batısındaki adalarda, öbür türlerin çoğu Etiyopyen ve Neotropikal bölgelerde yaşar. Kuşların çoğu suyu yudumlayarak içmelerine karşın Columbidae üyelerinin tümü suyu emerek içme alışkanlığındadır. Erişkinler yavrularını prolaktin hormonunun uyarısı ile kursaklarından salgılanan ve güvercin sütü denen sıvıyla besler. Yavrular gagalarını erişkinlerin yutağına sokarak kursaktan ağıza doğru gelen bu sütü alır.
ALT FAMİLYALAR
Columbidae familyası, çok sayıda alt familyaya ayrılır. Columbinae (gerçek güvercinler) 30 cins altında toplanan 175 türü içerir. Yeryüzünün hemen her yerine yayılmış bu altfamilyanın tohum ve meyveyle beslenen üyeleri çoğunlukla toplu halde yaşar. Bazıları yerde, bazıları da kısmen tümüyle ağaçlarda besin arar. Tüyleri genellikle boz, siyah ve kahverenginin tonlarındadır. Bazı türlerde yanar döner lekeler bulunur. Tahtalı evcil güvercin ve atası kaya güvercini gibi türleri içeren Columba cinsi ile üveyiği ve eski dünyanın iyi bilinen kumru türlerini içeren Streptopelia cinsi bu alt familyadandır.
Grubun öbür tanınmış türleri arasında Yeni Gine’de yaşayan tavuk iriliğindeki sülün güvercini (Otidiphaps nobilis), Yeni dünyada bulunan ‘ak kanatlı’ kumrular ve Zenaida cinsinin üyeleri, Orta ve Güney Amerika’da bulunan yer güvercinleri (Metriopelia) ile bıldırcın güvercinleri (geotrygon) ve soyu tükenmiş olan göçmen güvercin sayılabilir.
Treroninae (meyve güvercinleri) altfamilyası, Etiyopyen ve Oryantal bölgelerde, Büyük Okyanus adaları ve Avustralya’da yaşayan 10 cinsi ve 115 türü içerir. Meyveyle beslenen, yumuşak gaaglı ve kısa bacaklı olan bu kuşlar ağaçlarda dolaşır. Tüyleri genellikle yeşile çalar. Birçok türün vücudunda sarı, kızıl ya da öbür renklerde parlak lekeler vardır. İri yapılı Ducula türleri küçük ve renkli Ptilinopus türleri, ‘mavi güvercinler’ (Alectroenas) ve kızıl ayaklı ‘yeşil güvercinler’ (treron) iyi bilinen türler arasındadır.
TAÇLI GÜVERCİNLER
Gourinae (taçlı güvercinler) alt familyası tek bir cins (Goura) ve üç türden oluşur. Mavi-boz renkli olan bu türlerin yelpazeye benzeyen tepelikleri vardır. Hemen hemen hindi iriliğinde olan bu kuşlar en iri güvercinlerdir.
Didunculinae altfamilyasını oluşturan tek tür Samoa adasında yaşayan ve adını gagasının iki yanındaki çıkıntılardan alan dişli güvercindir (Didunculus strigirostri). Meyve yiyen bu tür, önceleri yerde beslenirken insanların adaya getirdiği yırtıcılardan sakınmak için ağaçlarda beslenmeye uyarlanmışlardır.
EVCİLLEŞEN İLK KUŞ
İnsanların evcilleştirdiği bilinen ilk kuş güvercindir. Palearktik bölgenin batısında yaşayan kaya güvercininden evcilleştirilen bu kuşların ortaya çıkış tarihi İ.Ö. 4 bin 500’lere kadar uzanır. İlk evcilleştirildiği dönemden günümüze kadar geçen süre içinde yüzlerce evcil güvercin soyu geliştirilmiştir. Bunlar ya görünüşlerinin güzelliği için, ya uçma ve yön bulma özellikleri için yetiştirilmişlerdir.
Özellikle uzun süre uçabilen ve salındığı yere dönme özelliğine sahip olan güvercinden çok eski tarihlerden bu yana yararlanılmıştır. Bu amaçla yetiştirilen ve ‘posta güvercini’ olarak bilinen soyun, atası ‘kaya güvercini’ne çok benzer. Ama ondan biraz daha iridir.
Türkiye’de güvercin yetiştiriciliği hemen her yerde yapılmakla birlikte özellikle Mardin,Şanlıurfa gibi Güneydoğu Anadolu bölgesi illerinde yaygındır. ‘Mardin’ denen soy uçarken ‘taklalar’ atmasıyla dikkat çeker.
‘Pelenk’, ‘Perçemli’ gibi yerel soyların yanı sıra ‘Tavus güvercini’ ve ‘Posta güvercini’ olarak tanınan soylar da Türkiye’de yetiştirilmektedir.
NERELERE YUVA YAPARLAR?
Yuva yaptıkları yerler türlere göre farklılık gösterir. Kaya kovuklarına, ağaç kovuklarına ve dallarına hatta toprağa yuva yapanlar bulunur. Yuvalarını çalı çırpı, tüyler ve kuru ot gibi maddelerden, oldukça basit ve gevşek olarak hazırlarlar. Bu yuvaya dişi kuş genelde 2 yumurta bırakır. Dişi ve erkek kuş yumurtaların üzerinde nöbetleşe yatarlar. Kuluçka süresi türlere göre 12-28 gün arasında değişir.
Yavrular çıktıklarında çıplak ve gözleri kapalıdır. İlk günlerde, ana ve babalarının kursaklarından salgılanan ve "güvercin sütü" adı verilen bir maddeyle beslenirler. 5-7 gün içerisinde gözleri açılır ve ebeveynleri tarafından yarı sindirlmis tohumlar ile beslenmeye başlarlar. Bundan sonra hızla gelişen yavrular dördüncü haftanın sonunda ana babalarını izlerler…
Mehmet Hulusi Göçer, Muzaffer Sarısözen
Gönderen Blogspot zaman: 11:14 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler
İnsanlar, Güvercinler ve Mardin
Geldiğimiz coğrafyada dinlerin, dillerin, kültür ve uygarlıkların buluştuğu bir dizi kenti işaretlediğimizde, parmak bastığımız yerlerden biri Mardin olur. Kürt, Türk, Arap; Süryani, Hıristiyan, Müslüman, Yezidi... İpek Yolunun en özgün kesişme noktalarından biri olan Mardin, bugün, Kudüs ve Venedikten sonra SİT alanı ilan edilen dünyanın üçüncü kenti. Çünkü, dünya uyğarlığı için çokca kerpiç kurutmuş kenttir Mardin."Mardinde hangi inançtan olursa olsun birinin cenazesi kaldırılacaksa, orada hem imam bulunur, hem papaz." Dinlerin ve dillerin buluşma noktası olmakla övünüyorsa bir kentin insanları, o kent kesinlikle, tarihi kerpiç evlerinden, İstanbul Kapalı Çarşıdaki çoğunluk dükkanlardan ve ünlü güvercinlerinden çok daha fazla bir şeydir. Laf-ı güzaf değil, gerçekten de en nadide mozaik kentlerden biridir Mardin. Bileşke, kesişme, katılma ve paylaşma..
Konaklayan, yaşayan insan toplulukları ve onların yarattığı uygarlığı bir kenara koysanız bile, sadece güvercinlerin izini sürseniz de bu kavramların altını dolduran çok ayrıntılar bulabilirsiniz Mardinde. Güvercin aleminin başkenti sayılma konusunda, Urfa ile ezeli rakiptir ama, güvercin aleminde bileşke alan, kesiştiren, katan ve paylaştıran tek kenttir. Güvercin türlerini şöyle bir sıralayın hafızanızda: Mardin, bursa, mısıri, tip, patiska, dönek, kelebek, baska, posta, çorum... Güvercinlerin cinsleri uçuş tarzı, kanat ve kuyruk biçiminden dolayı farklı farklı. Her cins kendi içinde türlere ayrılıyor sonra. Mardini de bir cinstir; miski, ala, arap, kaplan ve sabuni gibi türleri var. Ve çorum! Nedir çorum türünün özelliği? Mardini bir güvercini diğer cinslerden biriyle eşlediğinizde, nur topu gibi bir çorum gelir dünyaya. Çorum türü güvcercin bileşke, kesişme, katılma ve paylaşmanın ürünüdür. "Melez" diyerek, dudak bükenlere, hor görenlere yazıklar olsun. Çünkü, kavimler kapısındaki kan izlerinde de onların parmak izleri var.
Muhabirlik yıllarımda birçok kente pike yaptım haber peşinde koştururken. Kimini gördüm, kiminde yaşadım kısa süreliğine, kiminden ise şöyle bir geçtim. Örneğin Nusaybinde, Kızıltepede bulundum ama, Mardinden şöyle bir geçtim. Fakat Mardin öyle bir kent ki şöyle bir geçer geçmez hemen bulaşıyor insana ve yakasını bir daha bırakmıyor. Kentlerle didişip duran benim gibi bir insan için ise, Mardinin işi çok daha kolay. Mardin beni uzun bir aradan sonra Viyanada, iş üzerinden buldu geçen yıl. Mardinli Kemal Akının seyahat acentası için, silme Mardin fotoğraflarından bir takvim hazırladım. Geçen çarşamba günü, benim için sürpriz sayılan bir etkinlikle anladım ki Kemal Akının Mardin sevdası, öyle takvim hazırlamakla sınırlı değil. Akın, başkanı olduğu "Göçmen Emekliler Derneği"nin organizasyonuyla, yüzlerce fotograf karesi üzerinden Viyanaya taşıdı Mardini. Şimdi, bir ay boyunca açık kalacak bu fotoğraf sergisi üzerinden, Mardin cümbür cemaat Viyanada!
Serginin sahibi Adnan Avuka, yıllardan beri birçok basın ajansına, gazeteye ve dergilere yerel muhabir olarak kaynağından haber akıtan Mardinli bir gazeteci. Adnan Avukanın, "Dillerin ve dinlerin buluşma noktası" başlığı altında gerçekleştirdiği sergi, Mardin ve Hasankeyf ağırlıklı ve uluslararası ikinci sergisi. İlk uluslararası sergisini geçen yıl, yine bu tarihlerde Suriyede açmış. Adnan Avuka, bir fotoğraf sanatçısından çok, gözünü objektiften ayırmayan, sık sık deklanşöre basan bir gazeteci. Sergideki eserler de daha çok tanıtıcı ve taşıyıcı. "Görsel sanat alanı olarak fotoğrafçılık" diyerek kıstaslara vurduğunuzda, birçok çalışmayı elemeniz mümkün. Üzerime bir de görsel sanat eleştirmenliğini vazife edinemeyeceğim için, bu gazetecinin çalışmalarını bir gazeteci olarak izledim. Mardine bir kez daha gittim, Mardinli yeni tanıdıklar edindim. Dedim ya, geldiğimiz coğrafyada dinlerin, dillerin, kültür ve uygarlıkların buluştuğu bir dizi kenti işaretlemek için iki elimizi uzattığımızda, benim parmaklarımdan birinin bastığı yer kesinlikle Mardindir.
Gönderen Blogspot zaman: 11:14 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler
Halk Şiirimizde Güvercinin Yeri
Motif olarak kuşlar halk şiirimizde çok kullanılır. Efsanevi Hüma kuşu, Tuti ya da Dudu kuşu, Leylek, Kumru, Kırlangıç, Keklik vs. bunların başında gelir. Bülbülün ise ayrı bir yeri vardır. Bülbül, gerek yalın olarak , gerekse gül ile olan macerası ile ciltler dolduracak kadar çok işlenmiştir bu şiirlerde. Geçen bir yazımızda keklikten söz etmiştik (sayı 280). Bu kez güvercinden örnekler vermeye çalışacağız.
Kutsal bir kuş olarak bilinen güvercine din kitaplarında ilk kez Tevrat’da rastlanır. Nuh peygamber tufanın dinip dinmediğini anlamak için gemiden bir güvercin uçurur. Bir müddet sonra bu güvercin ağzında suların çekildiğini gösteren bir zeytin dalı ile gemiye döner. Bu haber üzerine gemi Ararat dağına yanaşır ve içindekiler karaya çıkarak yer yüzünde görülen her türlü canlının çoğalmasını sağlar.
Hıristiyanlıkta, insanlara kardeşçe yaşama duygusunu, barışı, gönül sevincini götüren ve cennette mutluluğu, sevgiyi taşıyan yine kutsal bir kuş olarak bilinir ve sevilir. Büyük sportif yarışmalarda havaya uçurulan güvercinler bu inanışın en güzel örneklerindendir.
İslam dinindeki inanışa göre de her türlü günahtan uzak, suçsuz bir kuştur. Ölen suçsuz insanların ruhu, güvercin kılığına girerek yer yüzünde uçar. Kısas-ı Embia’da, Hazret-i Muhammet’in İslam dinini yaymaya başladığı sıralarda saklandığı Hira dağı mağarasında örümceklerin ördüğü ağ üzerinde bir çift güvercinin yuva yaparak Peygamberi gizlediği anlatılır. Yine bir diğer inanışa göre de, güvercin, Hazret-i Muhammet’e duyduğu saygıdan dolayı Kabe’nin üzerine konmaz ve onun üzerinden uçmazmış.
Bunlara dayanılarak İslam ülkelerinde özellikle Osmanlılarda güvercinler için cami, mescit, medrese ve büyük yapı çatılarında, kalelerde, surlarda küçük hücreler yapılırdı.
Anadolu’nun çoğu yerinde olduğu gibi İstanbul’da da, örneğin Yeni cami avlusunda, Süleymaniye’de, Eyüp sultan’da ve daha bir çok tarihi yapı önünde bol bol rastlanan güvercinleri Ahmet Haşim bir yazısında ne güzel tanımlıyor ;
“... Çini gibi, Şark mimarisi tamamlayıcısı olan güvercinler, gökyüzünün her köşesinden üşüşerek kubbe ve minare olan yerlerde küme halinde toplanırlar. Sinan’ın en hakiki hayvanları, şadırvanlar etrafında fıskiye serpintileri ve su alaimsemaları içinde oynaşan bu lacivert kanatlardır....”
Yeryüzünde 80’e yakın türü vardır. Ak güvercin dışında diğerlerinin göğsü yanar döner, benekli. Siyah beyaz karışımı, gül rengi veya esmer tüylüdür. Gaga düz, zayıf, biraz yumuşak, dip kısmı etlidir. Bir özellikleri de yuvalarına sadık olmalarıdır. Ne kadar uzağa giderlerse gitsinler gene yuvalarına geri dönerler. Bu özelliklerinden yararlanarak insanlar onları askerlikte haberleşme aracı olarak kullanmışlardır. Çabuk ürerler ve kendilerine göre bir aile düzenleri vardır.
Tasavvufta ise manevi olarak gönül ve sır taşıyıcısı olarak tanınır. Makamdan makama sır, gönülden gönüle haber taşır. Hemen hemen her dervişin ruhu uyku sırasında güvercin kılığına girer. Bütün manevi makamları, gök katlarını, cennet ülkelerini dolaşır. Ruhlara gerekli mana ışığını getirir. Tanrının sevgili kullarına haber ve rısk taşır. Hızır ve derviş gibi değişik biçimlere bürünür.
13.yy’da yaşamış olan Bektaşiliğin piri Hacı Bektaş-ı Veli de bir efsaneye göre keramet göstermiş ve güvercin olup uçmuş. Kendisinden sonra yetişen hemen bütün Bektaşi şairleri pirlerinin bu mucizatına şiirlerinde, nefeslerinde yer vermişlerdir. Bu şiirlerde Hacı Bektaş’ın güvercin donuna girip yaptığı işler anlatılır ve övülür. Don kelimesi burada şekil, kıyafet, elbise anlamında kullanılmakta.
Ali geldim adım oldu bahane
Güvercin donunda kondum cihane
Abdal Musa oldum geldim zamane
Arif anlar bizi nice sırdanız
( Abdal Musa 14.yy )
Güvercin donuna girmiş oturur
Zemheride gonca güller bitirür
Güzel şahım hayırlısın getirir
Yetiş Allah, Ya Muhammet, Ya Ali
Güvercin donuna dalına konsam
Arayup eksiğim özümde bulsam
Çevrilip yolunda kurbanın olsam
Yetiş Allah, Ya Muhammet, Ya Ali
( Pir Sultan Abdal 16.yy )
Güvercin donunda çıkıp oturan
Hak der, yalvarırım Hacı Bektaşa
Zemheride dost elmasın yetüren
Hak der, yalvarırım Hacı Bektaşa
( Seyyityaroğlu 17.yy )
Güvercin donunda pervaz eyledi
Rum erleri gelip niyaz eyledi
Tevalla sırrına ağaz eyledi
Hünkar Hacı Bektaş Veli Pirimiz
( Hilmi 19.yy )
Yunus Emre’de hakiki anlamı ile güvercin sözcüğüne ancak bir yerde rastlayabildik. Yolu üzerinde rastgeldiği bir ağaç ile konuşurken diyor ki ;
Gider idim yollar sıra
Yavlak uzanmış bir ağaç
Böyle lati, böyle şirin
Gördüm aydur birkaç sır aç
Ağaç karır devran döner
Kuş budağa bir kez konar
Dahi sana kuş konmamış
Ne güvercin, ne hod duraç
Yavlak : Çok fazla, Hod: Kendi, Duraç : Turaç kuşu, kekliğe benzer bir kuş.
Kaygusuz Abdal, baharı anlatan bir şiirinde bahsediyor güvercin çiftinden.
Erişti bad-ı nevruz güls’tane
Gülistan vaktı yetti kim uyane
Temamet yeryüzücünbişe geldi
Behişte benzedi devr-i zamane
Güvercin çifti ile öte geldi
Dudak dudağa verdi canı cane
Bir kuş, doğayı en güzel yönleri ile dile getiren Karacaoğlan’ın da gözünden kaçmamış. Diğer güzel hayvanların özelliklerine benzeyen ve ayrıca güvercin gibi edalı yürüyen, onun gibi güzel duruşlu bir yar istiyor mevlasından. İşte bir koşması :
Kadir mevlam budur senden dileğim
Şöyle bir güzel ver gönlüm eyleyim
Ellere veriken benim ne suçum
Birinde bana ver gönlüm eyleyim
Güvercin topuklu hem ince belli
Gerdanı bir karış püskürme benli
Hemen Köroğlu’nun Ayvaz’ı dengi
Bana bir suna ver gönlüm eyleyim
Güvercin duruşlu keklik sekişli
Kıl ördek boyunlu ceylan bakışlı
Tavus kuşu gib göğsü nakışlı
Şöyle bir güzel ver gönlüm eyleyim
Karacaoğlan der ki yüzü bembeyaz
Durayım divana edeyim niyaz
Almadan kırmızı, elmastan beyaz
Şöyle bir güzel ver gönlüm eyleyim
19.yy’da yaşamış olan Mesleki de zevk sahibi bir adam. O da Karacaoğlan gibi aynı özellikleri olan bir sevgiliyi arzu ediyor.
Kadir mevlam senden bir dileğim var
Ver bana bir yavru gönlüm eğlensin
Ellere vermişsin nedir günahım
Ver bana bir yavru gönlüm eğlensin
Tavus kuşu gibi göğsü nakışlı
Güvercin topuklu keklik sekişli
Yavrusun aldırmış şahin bakışlı
Ver bana bir yavru gönlüm eğlensin
Güvercinler yuvalarını hafif şeylerden yaparlar. Evcil güvercin yetiştirmek ve beslemek için ise özel olarak hazırlanmış küçük evcikler yapılır. Bunlara güvercinlik denir. Bu terim askerlikte de kullanılıyor ve kalelerdeki küçük gözcü kulelerine de aynı ad veriliyor. Bundan başka eski piyade kayıklarının kıçında, öte beri koymaya mahsus küçük kamara veya ambar şeklindeki dolaba da güvercinlik denilirmiş. Yine Karacaoğlan’dan bir semai :
Bire afet sürdür atın
Geçer çağın demedim mi
Harami olmuş gözlerin
Yollar keser demedimmi
Yıkılıp bağ ile bostan
Ne umarsın bu nefisten
Hüma gibi şol kafesten
Bir gün uçar demedimmi
Yürü hey kaşları kalem
Sağ olursam seni bulam
Güvercinliktir bu alem
Konan göçer demedimmi
Gönderen Blogspot zaman: 11:14 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler
Diyarbakır Kuşları Resimleri
Diyarbakır’da yetiştirilmiş olan ve dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan güvercinlerin evsafını ıslah ederek meydana getirmiş oldukları çeşitler aşağıdadır.
Bu çeşitleri alıp da aynı evsafı muhafaza edemiyerek melez hale getirmiş Arap ülkelerinden Hama, Humus, Halep, Şam ve Beyrut gibi vilayetlerde bir kısmı bulunmaktadır.
Diyarbakır güvercinlerini dört muhtelif şubeye ayırmışlardır. Bir güvercinin rengi 6 muhtelif renklerle 4 şubeye ayrılmışlardır. Bunlardan dört şubenin isimlerini şu şekilde adlandırmışlardır.
1- Göğsü ağ (Ak)
2- Ketme
3- İçağlı
4- Kızılbaş
Göğsü ak: Göksü ak’ı 6 çeşit renge çevirmişlerdir. Bunlardan siyahına Atlas, sarısına Narinci, kırmızısına Ciğeri, gök rengine Gögala, açığına kürenk, zeytin rengine de Zeytuni adı verimiştir.
Ketme: Ketmeler de 6 çeşide ayrılmıştır. Siyahına Ketme atlas, sarısına Bozak, kırmızısına Ketmeciğeri, gök rengine Ketmegögala, kül regine Ketmekürenk, zeytuni rengine Ketmeyusufi demişlerdir.
İçağlı: Siyahına Zengi, sarısına Tahini, kırmızısına Gümüşkuyruk, gök rengine Kara, açığına Miski, zeytuni rengine de Yusufi denilmiştir.
Kızılbaş: Siyahına Karabaş, sarısına Sarıbaş, kırmızısına Kızılbaş, gökrengine Mavibaş, kül rengini elde edememişlerdir. Zeytunisine de Zeytunibaş denilmiştir.
Göğsüağ (Ak)
Göğsüağ sınıfından hepsinin evsafı bir ise de yalnız Atlas ile Zeytuninin ayakları tüysüz, diğerlerinin ayakları tüylüdür. Mesela; bir narenci veyahut bir ciğeri, kürenk, gökalanın boynu ve göğsü muntazam bir kolye gibi beyaz olacak, ayaklarının tüyleri kendi renginden, başları kaküllü, her iki yanağında kendi renginden başlarının rengine yapışık ve gerdanına doğru (Benk) tabir edilen iki zülüf olacaktır.
Her cinsin rengi, siyah kısmı çok parlak, sarısı çok koyu sarı, kırmızısı da koyu kırmızı, gökala da koyu gök rengi, kürenk açık kül rengi, zeytuni de adeta zeytin rengi olacaktır.
Zeytuni ile atlasın boğazının altından göğsüne kadar bir dizi püskül olacak, diğer ayağı tüylü olanlar püskülsüzdür.
Kanatlarına gelince; gökala ile kürengin kanatları üstünde (V) şeklinde renklerinin çok koysu olacak. Bu (V) şeklindeki hatlara (Şeftali denir). Bu evsafı haiz olmıyan güvercinler kıymetsiz olur, (Habeş) tabir edilir. Yani soylu değildir. Ve kıymeti 100 lira değerinde olan bir çiftin yukarıda izah ettiğimiz vazıflardan birisi noksan olursa kıymeti çok düşük olur. Bu çeşitlerin tırnak ve gagalarının beyaz olması esastır. Mesela; bütün vasıfları haiz olmasına rağmen gagasının siyah olması kıymetini 10 derece düşürür.
Bundan başka; kanatlarında beyazlık, gerdanı dar, zülüfleri aşağıya kadar inip rengine ittisal etmesi, kakülünün muntazam olmaması, renginin parlak olmaması, göğsündeki püsküllerin az olması gibi, saflığa halel getiren bu işaretler değerinin onda dokuzunu kaybetmiş olarak kabul edilir.
Ketmee
Altı çeşit olup, Göğüsağının aksine dördünün ayağı çıplak ikisinin ayağı tüylüdür. Mesela; Ketmekürenk, Ketmegökelanın ayakları tüylü ve püskülsüz olması lazımdır. Diğer dört şekli, mesela; Ketmeciğeri, Bozak, Ketme Yusufu’nun püsküllü olması şarttır.
Püsküllerin göğüs yukarısından yani boğaz altından itibaren iki helezon püskül, aşağıda birleşerek göğüs kemiğinin üstüne gelecektir. Kanatlarının başlarındaki dört veya beş kanat kısmındaki tüyler, yani (Yelek) tabir edilen baştaki en uzun tüyleri hepsinde beyaz olacaktır.
Kuyrukların da hepsinin beyaz olması lazımdır. Hepsi kenküllü yani, (Kepezlü) olacak, (Halta ve Küpe) tabir ettikleri, yani halta çenesinin altı ve hatta tek bir tüyü beyaz olmayacaktır.
Küpe denilen kısmı yani, (Gaga üle göz arasında), başları keküllerinde bayazlık olmamak üzere. Hepsinin beyaz olması ve gaga ile göz arasına doğru küçük bir üçgen kendi renginden yukarı doğru olacak, renkler de hakiki parlak, sarsı sarı, siyahı siyah olacaktır.
İçağlı
Bu altı çeşidin hey’eti umumiyesinin renklerine göre çok parlak kollarındaki şeftali kendi renklerinden daha koyu, kepezli ve göğüslerinde püskül olacaktır. Tahini ile Gümüşkuyruk püskülden müstesnadır.
Kızılbaş
Hepsinin vasfı birdir. Yalnız kepezli yani baş kısmı kenkülle beraber boğazına kadar miğferli, zülüfleri kırmızı olacak kanatlarının ucu dort veya beş tanesi kırmızı olacak, kuyruk kırmızı, vücudunun düğer kısmı tamamiyle beyaz olacak, renkleri kollarında, başındaki ve kuyruğundaki renk koyu kırmızı olacak, diğer renkler de yukarıda söylediğimiz gibi kendi renklerinden olacaktır.
Yukarıda mufassalan izah ettiğimiz dört cinsi, Diyarbakır güvercin meraklıları asırlar boyunca çalışarak ıslah etmiş ve bu vasıfları bugüne kadar ölçü olarak muhafaza etmişlerdir. Bununla beraber, güvercinlere meraklı bulunan Halep, Humus, Şam ve Beyrut’taki kuşseverler bu cisleri , zaman zaman çok yüksek fiyatlarla alıp memleketlerine götürmüşler ise de; yukarıda izah ettiğimiz çeşitler orada mevcut olup, fakat izah ettiğimiz vasıfları maalesef muhafaza edemiyerek bozmuşlardır.
Mesela; bir göğsü ağ şubesine mensup bir atlasın ayakları tüysüz iken, tüylü olmuş, göğsüslerinde püskül varken püskülsüz olmuştur. Kepezli iken, kepezsiz olmuştur. Hepsi hemen hemen böyledirç Bozak, Ketmeciğeri, Ketmeatlas püsküllü iken püskülsüz olmuş, başları hep beyaz iken göz önünde küpe tabir edilen kendi renklerinde yukarıya doğru çok uzamıştır. Buna (Haşhal) denir.
İçağlılarda ise, püsküllü iken ve kepezli iken, kepezsiz ve püskülsüz olmuşlardır. Bu şekilde Diyarbakır güvercinlerinin tarihi vasıfları kaybetmiş bulunmaktadır. Halen Diyarbakır kuşları bir çok istihaleler geçirmesine rağmen kuşseverler, yukarıda izah ettiğimiz vasıfları nazarıdikkate almaksuretiyle bugüne kadar muhafaza etmişlerdir. Ve bu söylediğimiz vasıflardaki kuşları çok yüsek değerlerle meraklılarına satılmakta, adeta baha biçilmez bir antika şeklinde seyircilerine göstermektedirler.
Bu dört cinsten, başka cinse ayrılan güvercinlerde vardır. Bir ketme cinsi ile göğsü ağ veya bir kızılbaş ile içağlının birleşmesinden hasıl olan yavrular değersiz ve kıymetsiz olup, habeş sayılırlar. Bunların yavruları ne anneye ve ne de babaya çıkmazlar. Diyarbakır’da kuş meraklıları (Mendel kanununa) istinaden çok uzun senelerin çalışma mahsulü olarak bugünkü kuş çeşitlerini elde etmişlerdir. Bir çift ciğeri veya bir çift atlasın yapacağı yavru, çok yüksek vasfı haiz olan anne ve babasına benzemekle beraber, aynı evsafı ender alabilirler. Mesela; yavruların benklerinin kısa olması, göğüslerindeki beyazlığın gayrimuntazam veya dar olması, gagalarının siyah olması, bacaklarındaki tüylerin sırtlarındaki tüy renginden daha açık olması ve buna mümasil gayri nizami yavru yaparlar. Ve hakiki değerlerinin onda dokuzunu kaybederler.
Gönderen Blogspot zaman: 11:13 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler
Diyarbakır Güvercinlikleri, Boranhaneler Kuşları
Diyarbakır denildiğinde, kendine özgü yapısı ve ilginç özellikleriyle bir çok şey aklımıza gelir. Bu yazımızda ilk bakışta birbiriyle ilgisiz gibi görünen, Dicle nehri, Diyarbakır karpuzu, Boranhaneler ve hatta biraz da Hasankeyf’den bahsedeceğiz. Aslında ilgisiz gibi görünen bütün bu konuları yakından ele aldığımızda birbirleriyle çok sıkı bir bağlantı içinde olduklarını kavramak zor değildir. Boran adlandırması yörede bir tür yabani güvercine verilen isim. Boranhane ise bu güvercinlerin gübrelerinden yararlanmak amacıyla kerpiçten inşa edilmiş yapılara deniliyor. Araştırmamızın asıl konusunu, günümüzde örneklerine çok az rastlanan Diyarbakır’a özgü kültürel bir değerimiz olan, Diyarbakır güvercinlikleri yani boranhaneler oluşturuyor. Diyarbakır’da boranhane geleneğini daha iyi anlayabilmek için bağlantılı diğer konular hakkında biraz bilgi vermenin yararlı olacağı düşünüyoruz.
DİCLE NEHRİ
Kitab-ı Mukaddes’te de adı geçen 4 nehirden biri olan Dicle nehri, günümüz Diyarbakır kentinin hemen yanı başından akışını sürdürüyor. Dicle nehrinin kaynağı olarak eski kitaplarda Elazığ ilimizin 22 km kadar güneyinde bulunan Hazar gölü gösterilmektedir. Oysa bu bilgi, bölgede hızla yapılan barajlar, hidroelektrik santralleri ve regülatörler sayesinde artık değişmiştir. Hazar gölü çıkışına 1957 yılında inşa edilen bir tünel ve sonrasında kurulan regülatör ile eskiden Dicle nehrini besleyen bu kaynağın suları artık Keban Baraj Gölü’ne veriliyor. Böylece Dicle’nin kaynağı artık Fırat nehrini besler konuma getirilmiş durumda. Kuşkusuz Dicle’yi besleyen başka bir çok kaynak bulunuyor. Diyarbakır’a bağlı Dicle ilçesi yakınlarındaki bir mağaradan çıkan yüksek debili kaynak da bunlar arasında sayılabilir. Bir inanışa göre Dicle’nin bu mağaradan itibaren Basra körfezine kadar olan akış çizgisi, Danyal Peygamberin tanrıdan aldığı buyruklarla oluşturulmuş. Anlatılana göre tanrı, Danyal peygambere asası ile bir çizgi çizmesini ve suyun bu çizgiyi takip edeceğini söylemiş. Ancak çizgi öyle bir çizilmelidir ki, su kenarında bulunan yoksulların malları taşkın sırasında bir zarar gördüğünde nehir yolu yeniden düzenlenebilmelidir. Sonuçta nehrin akış hattı Danyal peygamberin çizdiği çizgi sonucu belirlenmiş. Bu anlatıdan akışında peygamber elinin olduğuna inanılan Dicle nehri belki de bu nedenle günümüzde yörede kutsal bir nehir olarak kabul edilmektedir. Aslında bölgenin hayat kaynağı olan bir nehrin kutsal kabul edilmesi farklı uluslarda da sık rastlanan bir olaydır. Bir bakıma Nil nehri Mısır için ne ise Dicle’de bölge için odur. Bu inanışlarla bağlantılı olarak, günümüzde nehir üzerindeki “Dicle köprüsü” adıyla da bilinen ve Mardin kapısının 3 km kadar dışında yer alan “On gözlü köprü” yöre halkının Dicle’ye içini döktüğü, yardım istediği kutsal bir mekan haline gelmiş. Hastalar, şifa arayanlar, çocuğu olmayan kadınlar, kavuşmayı dileyen sevgililer dileklerini bir kağıda yazıp kabul olması için Dicle’nin sularına atmaya başlamışlar. Özellikle Kurban Bayramı geceleri atılan dileklerin kabul olacağı düşüncesi yörede oldukça yaygın. Dicle kendisine atılan dilekleri ne oranda yerine getirir bilemeyiz ancak, tarihte Mezopotamya olarak bildiğimiz bölgenin sınırlarını çizen ırmaklardan biri olan Dicle, kaynağından denize döküldüğü yere kadar geçtiği tüm bölgeler için gerçekten bir hayat kaynağıdır. Dicle kıyısında eskiden kurulmuş olan Ninova, Nemrut ve Asur gibi döneminin en ünlü kentlerinin varlığı bile bize bu gerçeği anımsatmaya yetmektedir.
DİYARBAKIR ADI VE TARİHİ
Dicle kenarındaki büyük kentlerden biri de Diyarbakır’dır. Ninova ve Asur kadar eski olmasa da Diyarbakır, İpek Yolu üzerindeki önemli yerleşimlerden biridir. Diyarbakır geçmişte de günümüzde olduğu gibi önemli bir ticaret merkezi olarak varlığını sürdürmüştür. Günümüz Diyarbakır’ında ilk dikkati çeken kenti çevreleyen görkemli surlardır. Eski kent etrafına yapılmış olan bu surların toplam uzunluğu 5 km. kadardır. Bazı kaynaklarda Diyarbakır surlarının, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surlarından biri olduğu belirtilmektedir. Üzerinde 78 burç bulunan bu surlardan dört ana kapı ile eski kente girilmektedir. Diyarbakır tarihi belki de Ergani ilçesi sınırları içinde bulunan ve Anadolu’nun en eski neolitik dönem yerleşimlerinden biri olan Çayönü höyüğü ile başlatılabilir. Çayönü kalıntıları günümüzden 9000 yıl öncesine aittir. Burada ortaya çıkartılan kalıntılar, taş temelli ve kerpiçten yapılma evleri ile bir köy yaşantısının çağındaki en gelişmiş örnekleridir. M.Ö 3000’li yıllarda Hurri-Mitanni uygarlıkları ile gelişen ve daha sonraları Asurlular ile devam eden Diyarbakır tarihinde, kentin adı, Asur döneminden kalma bir kılıç kabzasında “Amid” olarak geçmektedir. Eski bir çok kaynakta da şehir bu isimle anılmaktadır. Arapların 7. yüzyılda bölgeye gelmelerini takiben Bekir kabilesinin bu yöreye yerleştiği bilinmektedir. O dönemden sonra şehir, Diyar-ı bekir (Diyarbekir) adıyla tanınmıştır. Ancak Selçuklu ve Osmanlı döneminde bölge eski adıyla yani Amid olarak anılmaya devam etmiştir. Bu adlandırma kargaşası farklı bazı adların da araya girmesi ile 1937 yılına kadar devam etmiştir. 1937 yılında Atatürk’ün Diyarbakır Halkevi’nde yaptığı konuşma sonrası mecliste konu ile ilgili bir kanun çıkartılarak şehrin son adı koyulmuştur. Atatürk, Ergani bakır madenlerinin varlığı ve eski söyleniş biçimine yakın bir adlandırma ile şehrin adını “bakır memleketi” anlamında “Diyarbakır” olarak ilan etmiştir.
DİYARBAKIR KARPUZU
Diyarbakır surları üzerinde Dicle ovasına açılan “Yeni kapı” bir çok sebze ve meyve ile birlikte ünlü Diyarbakır karpuzunun kente sokulduğu ana kapıdır. Diyarbakır karpuzu iriliği ve lezzeti ile dünyaya ün salmıştır. Günümüzde Türkiye’de üretilen karpuzların %10’luk bölümü Diyarbakır’da yetiştirilmektedir. Diyarbakır’da yetiştirilen başlıca 7 çeşit karpuz bulunmaktadır. Bunlar, pembe, sürme, Ferik Paşa, yafa, kara, alaca ve Mehmet Emir adları ile bilinirler. Her çeşidin kendine göre özellikleri bulunur. Kimisi ince kabuklu, kimisi kalın kabukludur. Bazıları düz renkli bazılarının üzeri ise çizgilidir. Çekirdeklerinin renkleri de çeşidine göre farklı olur. Kimisi siyah, kimisi sarı ya da kahverengidir. Diyarbakır’da karpuz yetiştirilme yöntemleri de farklıdır. Kuru tarım adı verilen yöntemin yanı sıra dere ve pınar suları ile yetiştirilme yöntemleri yaygın olarak kullanılır. Eskiden kullanılan ve “çay karpuzculuğu” adı verilen yöntem ile üretilen karpuzlar, irilikleri ve lezzetleri ile meşhur olmuşlardır. Bu karpuzlar, içine küçük bir çocuğun sığabileceği boyuttadırlar. Ağırlıkları 50-60 kg kadar olabilir. Eski dönemlerde “Diyarbakır karpuzu” adı ile ünlenen bu karpuzlar, Dicle nehri kenarında açılan kuyularda güvercin gübresi kullanılarak yetiştiriliyorlardı. Karpuz üretiminde kullanılan güvercin gübreleri ise boranhane adı verilen özel güvercinliklerden elde ediliyordu. 1555 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden batılı gezginlerden M. D’Aramon, karpuzun en iyisinin burada yetiştiğini belirtiyor. Bu gezginin notlarından Diyarbakır karpuzunun ününün çok eskilere dayandığını anlıyoruz. Günümüzde bu gelenek yaşatılmaya çalışılmakta ve “Diyarbakır karpuzu yetiştiriciliğini geliştirme projesi” kapsamında Diyarbakır karpuzu yarışmaları düzenlenmektedir. Diyarbakır’da geleneksel karpuz yetiştiriciliğinde, Dicle nehri ekosistemi önemli bir yer tutmaktadır. Bu karpuzlar, Dicle nehrinin taşkın düzlüklerindeki kumluk alanlar içine açılan çukurlarda yetiştirilmektedirler. Dicle’nin çekilmesini takiben karpuz çukurları açılmaya başlanır. Bir çukur yaklaşık 100 x 40 cm ölçüsünde olup derinliği ise 40 cm kadardır. Bu çukurların dibine toprakla karıştırılan güvercin gübresi serilir ve çukurun tabanının bir tarafı set şeklinde yükseltilir. Karpuz fideleri buraya dikilir. Nehir yatağı içinde olduğu için kuyunun dibi devamlı nemlidir. Dicle doğal taşkınları ile bu nemi sürekli kılar. Fideler geliştikten sonra üzerine bir kat daha güvercin gübresi ve toprak karışımı ilave edilir. Daha sonra bu işlem bir kez daha tekrarlanır. Bu sistemde Dicle nehrinin yükselmeleri sonucu bütün karpuzlar doğal olarak sulanırlar. Bu yetiştirme yönteminde kuyu içindeki sürekli nemli ortam fidelerin çok çabuk gelişmesini sağlamaktadır. Karpuzların muazzam büyüklüklere ulaşması ise, bileşiminde güçlü besleyici unsurlar bulunduran güvercin gübreleri sayesinde olmaktadır. İşte ünlü Diyarbakır karpuzunun sırrı buradadır. Dicle taşkınlarına ve ekosistemine bağlı özel yetiştirilme yöntemi ve bol güvercin gübresi.
GÜVERCİN GÜBRESİ, KOĞA
Güvercin gübresi bölgede geleneksel karpuz yetiştiriciliğinin yanı sıra diğer tarımsal ürünlerin yetiştirilmesinde de kullanılmaktadır. Özellikle kavun ile meyve ve sebze yetiştiriciliğinde güvercin gübresi kullanımı yaygındır. 1781 yılında Diyarbakır’ı gezen batılı gezgin D. Sestini anılarında bu durumu şu şekilde anlatmaktadır. “Yanardağ lavları kalıntıları üzerine inşa edilmiş olan Yeni kapıyı geçtik. Uzun bir yokuşu takip ederek Dicle’ye ulaştık. Dicle nehrinin kıyıları kilden oluşmaktadır. Kıyının yakınlarında birkaç derin ve kare biçimli çukurlar gördük. Dip köşelerinde güvercin dışkısı ile gübrelenen küçük tarlalarda kavunlar ve salatalıklar gördük. Burada meyveler çok iri yetiştiriliyorlardı” Anadolu’nun çeşitli yerlerinde eski dönemlerde bağ ve bahçelerde kullanılmak üzere gübre gereksinimi için yabani güvercinlerin belli bir sisteme göre yetiştirildikleri bilinmektedir. Güvercin gübresi, bileşimde bulundurduğu maddeler açısından oldukça değerli bir gübre olarak kabul edilmektedir. Bileşiminde yaklaşık % 25 organik madde, % 2 azot, % 1 fosforik asit bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde “koğa” adı verilen güvercin gübresinin önemli bir ihraç ürünü olduğu bilinmektedir. Osmanlı devlet arşivinde yurt dışından gelen gübre talepleri ve yurt dışına yapılan çeşitli satışlara ilişkin belgeler bulunmaktadır. Yabancı ülkelere koğa satışının Osmanlı devletinin önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bu konudaki belgelerden anlaşılmaktadır. Gübre gereksinimi için yabani güvercin bakıcılığında, gübrenin düzenli toplanabilmesi ve birikmesini sağlayabilmek için bazı yapılara gereksinim duyulmuştur. Bu yapılar genel olarak güvercinlik olarak adlandırılırlar. Ancak yöresel olarak farklı özelliklere sahiptirler. Ülkemizde güvercinlikler, Kapadokya bölgesinde kayalara oyularak yapılmış “güvercinlik”, Kayseri Gesi’de “burç” adı verilen kule tipi yapılar ve Diyarbakır’da “boranhane” olarak adlandırılan kerpiçten yapılma binalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Boranhanelerde barındırılan yabani güvercinlere ise bölgede “boran” adı verilmektedir.
Gönderen Blogspot zaman: 11:13 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler
Yurdumuzda Bulunan Güvercingiller Nasıldır
GÜVERCİNGİLLER (COLUMBIDAE)
Columbiformes takımı iki alt takıma ayrılmaktadır. Bunlardan biri Columbae, diğeri ise Pterocletes’dir. Columbae alt takımı ise iki familyadan meydana gelmektedir. Bunlardan ilki Columbidae diğeri ise Raphidae’dir. Konumuzu oluşturan Columbidae familyasının güvercin ve kumruları da içine alan bir çok alt familyası bulunmaktadır. Columbidae familyası içine dahil olan 250’den fazla kuş türü bugün dünyanın kutuplar hariç hemen her yerine dağılmış olarak yaşamaktadır. Toplu halde yaşama eğiliminde olan kuşlardır. Ülkemizde Columbidae familyasının üyelerinden sadece 7 tanesine doğal olarak rastlanmaktadır. Bu araştırma ülkemizde rastlanan 7 türü tanıtmayı amaçlamaktadır. Bu 7 türü tanıtmadan önce Columbidae familyasının bazı özellikleri üzerinde durmak istiyoruz.
GÜVERCİNGİLLERİN GENEL YAPISI
Bu gruba giren kuşların çoğu orta irilikte, küçük ve yuvarlak başlı, kısa ayaklı, uzun ve sivri kanatlı kuşlardır. Yerde beslenmeye uyarlanmış bir vücut yapıları bulunan bu kuşlar iyi uçucudurlar. Güvercingillerin gaga biçimleri beslenme alışkanlıklarına göre değişiklik göstermektedir. Güvercingiller genellikle tane (tohum) ile beslenen kuşlardır. Ancak yurdumuzda bulunmayan ve meyve ile beslenen bazı türleri de vardır. Tane ile beslenen türlerde gaga, uzun ve incedir. Meyve ile beslenenlerde ise gaga kalın ve papağanlarınkine benzer şekilde ucu kancalıdır. Güvercingillerde yemek borusunun üzerinde yer alan ve besinleri depolamaya yarayan bir kursak bulunmaktadır. Ağızlarında diş gibi kesici ve öğütücü organları bulunmadığından güvercinler yediklerini direkt olarak kursaklarına gönderirler. Besinlerin depolanma ve sindirilme işlemi kursakta başlar ve tohumları öğütebilecek kadar gelişmiş olan taşlıkta devam eder. Tohumla beslenen güvercingillerde bağırsak uzundur. Meyve ile beslenenlerde ise daha kısadır. Güvercingillerde bahar ayları ile birlikte çiftleşme ve yumurtlama dönemi başlar. Erkek güvercinler kendi üreme bölgelerini diğer erkeklere karşı koruma eğilimindedirler. Genellikle erkek kuş kendi üreme bölgesinde öterek dişi kuşu buraya çeker ve çiftleşirler. Dişi kuş, türe göre değişmekle birlikte genellikle iki tane yumurta yapar. Yuva yeri seçimi ağaç dalları üzeri, ağaç ve kaya kovukları, hatta toprak üzerine bile olabilmektedir. Güvercin yuvaları, diğer bazı kuşlarla karşılaştırıldığında son derece basittir. Çalı çırpıdan oluşan ufak bir yığınak şeklindedir. Dişi ve erkek kuş nöbetleşe olarak kuluçkaya yatarlar. Kuluçka süresi ortalama 15 gün kadardır. Yavrular yumurtadan çıktıklarında tüysüz ve gözleri kapalıdırlar. Yavrunun bakımı da gene ana ve baba kuş tarafından ortaklaşa yürütülür. Yavrunun gözleri 5-6 gün içinde açılır. 1 aylık olduklarında bütün tüyleri çıkmış ve uçabilecek hale gelmiş olurlar. Başlangıçta yavrunun gagası yumuşaktır ve kendi kendine yem yiyemez ve ana ve babası tarafından beslenir. Gaganın sertleşmesi 40 gün kadar sürmektedir. Bu sürenin sonunda yavru kuş kendi başına beslenebilecek ve tam olarak uçabilecek konuma gelmektedir.
GÜVERCİNGİLLERİN FARKLI ÖZELLİKLERİ
Güvercin, insanoğlunun evcilleştirdiği ilk kuş olma özelliğini korumaktadır. Dolayısıyla güvercin yetiştiriciliğinin tarihi de oldukça eskilere kadar gitmektedir. Güvercingilleri diğer kuşlardan ayıran bazı önemli özellikler bulunmaktadır. Bunların başında, su içme şekilleri ve yavru besleme özellikleri gelmektedir.
SU İÇME ŞEKİLLERİ
Güvercingillerde su içme şekli diğer bir çok kuştan farklıdır. Diğer kuşlar, bir yudum su alıp kafalarını yukarı doğru kaldırarak suyu yutarlar. Kuşlarda burun delikleri ile gagaları arasını kapatabilecek bir yapı bulunmaz. Bu nedenle kuşlar, vakum oluşturup suyu ememezler. Suyu gırtlaklarına iletebilmek için kafalarını yukarı kaldırma gereksinimi duyarlar. Ancak güvercingiller, burun deliklerini de suya daldırırlar ve yemek borusundaki kasların yardımı ile vakum oluşturarak aynı memelilerde olduğu gibi suyu emerek içerler. Bu özellik sadece güvercingiller familyasına ait kuşlarda bulunmaktadır. Bu özellikleri nedeni ile güvercinlerin içecekleri su kaynaklarının ya da su kaplarının gaga ve burun deliklerini daldırabilecekleri derinlikte olmaları gerekir.
GÜVERCİN SÜTÜ SALGISI
Bütün kuşlar içinde yalnızca Columbidae (güvercingiller) üyelerinde rastlanan benzersiz bir özellik yavruların beslenmesi için “güvercin sütü” adı verilen bir salgının salgılanmasıdır. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra yaklaşık bir hafta süre ile bu salgı ile beslenirler. Daha sonra ana ve babalarının kursaklarında öğüttükleri yarı sindirilmiş besinle beslenmeye geçerler. Yavru kuş gagasını ebeveynlerinin ağzının içine sokar ve ebeveynlerinin kusmasını sağlayarak bu salgıyı alır. Güvercinin beynin altında bulunan hipofiz bezinin salgıladığı prolaktin adı verilen bir hormon, bu salgı mekanizmasını harekete geçirmektedir. Kursak çeperinden salgılanan bu besleyici maddenin bileşimi memelilerdeki süte oldukça yakındır. Halk arasında “kuş sütü” olarak bilinen bu salgı, güvercinlerde sadece kuluçka dönemi sonuna doğru yaklaşık bir hafta süre ile salgılanan bir maddedir.
GÜVERCİNGİLLERİN YURDUMUZDA BULUNAN ÜYELERİ
250’den fazla üyesi bulunan güvercingiller ailesinin yurdumuzda sadece 7 türü doğal olarak yaşamaktadır. Bu 7 türden biri göçmen, diğerleri yerli kuştur. Evcil güvercini de dahil edersek 8 tür olduğunu söyleyebiliriz.
1) Kaya Güvercini (Columba livia)
2) Tahtalı (Columba palumbus)
3) Gökçe Güvercin (Columba oenas)
4) Evcil Güvercin (Columba domestica)
5) Kumru (Streptopelia decaocto)
6) Küçük Kumru (Streptopelia senegalensis)
7) Üveyik (Streptopelia turtur)
8) Doğu Üveyiği (Streptopelia orientalis)
KAYA GÜVERCİNİ (Columba livia)
Evcil güvercinlerin atası olduğu kabul edilmektedir. Görünüş olarak evcil güvercinlere benzer. Gövdesi kurşuni mavidir. Kanatlar açık kurşuni mavi olup üzerinde iki tane siyah şerit (çubuk) bulunur. Boyun yanları yanar döner erguvani ve yeşil renktedir. Kuyruk tüylerinin ucu siyahtır. Kuyruk üstü tüyleri beyaz ya da açık gridir. Kanat altları beyazdır. Gaga siyah, ayaklar kırmızı, tırnaklar siyah, göz rengi koyu portakal, kırmızı, göz halkası sarıdır. Boyu 32 cm’dir. Kırlarda, tarlalarda kaya kovuklarında yaşar. Dünyada en yaygın olan güvercin türüdür. Bu türün şehirlere adapte olmuş bir grubu “şehir güvercini” adı ile anılır. Cami avlularında, şehir meydanlarında büyük gruplar halinde karşılaştığımız bu güvercinler, son yıllarda evlerin çatılarına ve balkonlarına kadar yayılmışlardır. Kaya güvercinlerinde eşlerin birbirine bağlılığı ömür boyu devam eder. Dişi kuş iki yumurta yapar. Yılda üç kez kuluçkaya yattıkları olur. Kuluçka süresi 18 gündür. Yavrular 1 ay içinde yem yiyebilecek ve uçabilecek hale gelirler. Yavruların eşeysel olgunluğa erişmeleri 6 ay kadar sonra olur. (Bakınız fotoğraflar 1)
TAHTALI (Columba palumbus)
Güvercinlerin en irisidir. Boynun iki yanında ve kanatlarında beyaz bantlar bulunur. Boyundaki beyaz bant sadece erişkin kuşlarda vardır. Genç kuşlarda henüz oluşmamıştır. Özellikle uçarken kanadında bulunan beyaz şerit ile kolayca ayırt edilebilir. Boyun kısmı parıltılı yeşil, göğüs kısmı erguvani ve kanat uçları siyahtır. Kuyruk diğer güvercinlere göre daha uzundur. Gaga sarı, bacaklar kırmızıdır. Boyu 40 cm kadardır ve sert kanat vuruşları ile uçar. Yapraklı ve iğneli yapraklı ormanlarda, dağlık alanlarda yaşar. Meşe palamudu ormanlarında sık rastlanır. Yurdumuzda ormanlık ve ağaçlı bütün bölgelerinde bulunur. Yuvasını ağaç dalları arasına, ağaç kovuklarına yapar. Dişi kuş 2 yumurta bırakır. Kuluçka süresi 15–18 gündür. Yılda iki kere kuluçkaya yatar. Yavrular 1 aylık olduklarında yem yer ve uçabilirler. Yavrular ikinci yaşın ortalarında eşeysel olgunluğa ulaşırlar. Bu kuşlarda yuvayı erkek kuş hazırlamaktadır. Eş seçimi sezonluktur. Her sezonda yeni eş edinilir. (Bakınız fotoğraflar 2)
GÖKÇE GÜVERCİN (Columba oenas)
Görünüş olarak kaya güvercinine benzer. Ancak rengi daha koyu mavi ve kurşunidir. Göğüs koyu erguvanidir. Kuyruk sokumunda beyazlık bulunmaz. Kanatları üzerindeki siyah şeritler (kolon) daha incedir. Kuyruk ucundaki siyah bant ise daha geniştir. Boyu 33 cm’dir. Gaganın dip kısmı kırmızı, uca doğru sarımsı, ayaklar ise kırmızıdır. Gözü koyu renklidir. Ağaç, kaya ve toprak kovuklarına yuva yapar. Yaşlı ormanları sever. Kışın açık arazide bulunur. Yılda üç kez aynı yuvada kuluçkaya yatar. Kuluçka süresi 17 gündür. Yavruları 25 günde yem yiyebilecek hale gelirler. Eş seçimi sezonluktur. Her türlü tane ve tohumla beslenen bu güvercine, yurdumuzun Orta Anadolu, Akdeniz ve Güneybatı Anadolu bölgelerinde devamlı rastlanırken, Karadeniz ve Kuzeybatı Anadolu bölgelerinde yaz göçmeni olarak görülür. (Bakınız fotoğraflar 3)
EVCİL GÜVERCİN (Columba domestica)
Değişikliği sevmemeleri, yuvalarına ve eşlerine olan bağlılıkları, yön bulma konusundaki ustalıkları onların belli yerlere kolayca alışmalarını sağlamıştır. Gerek bu özellikleri gerekse farklı bazı nitelikleri bu kuşların insanlar tarafından benimsenmesine ve yetiştirilmelerine neden olmuştur. Tüm dünyada farklı amaç ve eğilimlerle beslenen evcil güvercinlerin dünya üzerinde 800 kadar farklı ırkı olduğu bilinmektedir. Tüm bu ırklar farklı renk, büyüklük ve özelliklere sahiptir. Bu ırklardan 90 kadarı ülkemizde de yetiştirilmektedir. Evcil güvercinin atasının kaya güvercini (Columba livia) olduğu görüşü Darwin de dahil olmak üzere çeşitli araştırmacılar tarafından savunulmaktadır. Farklı bazı ortitologlar ( kuş bilimciler ) ise, evcil güvercinin 2 veya 4 tür yabani güvercin türünün melezlenmesi ile ortaya çıktığı görüşünü benimsemektedirler. (Bakınız fotoğraflar 4)
KUMRU (Streptopelia decaocto)
“Kolyeli Kumru” adı ile de bilinen bu kuş, güvercinden biraz küçüktür. Boyu 31 cm kadardır. Genel olarak üzerinde kül rengi yada bej renkler hakimdir. Boynunun gerisinde siyah bir çizgi bulunmaktadır. Bu nedenle kolyeli kumru olarak da adlandırılmaktadır. Kanat telekleri koyu gri, kuyruk telekleri ise sırtının rengindedir. Gaga gri, ayaklar ise kırmızıdır. Göz beyaz ya da açık gridir. İnsana yakın bir kuştur. Şehirlerde ve diğer yerleşim yerlerinde insanlarla birlikte yaşamayı sever. Ağaç üstlerine, elektrik ve telefon direklerine, çatı kenarlarına yuva yapar. Yaptığı yuvalar oldukça özensizdir. Dişi kuş yuvaya iki yumurta bırakır. Kuluçka süresi 15 gün kadardır. Yılda üç defa kuluçkaya yatar. Yavrular 3 haftalık olduklarında yem yiyebilecek ve uçabilecek hale gelirler. Bir yaşından itibaren eşeysel olgunluğa erişen yavrular, sezonluk olarak eş seçerler. Yurdumuzda Doğu Karadeniz sahili ile Doğ Anadolu’nun bazı yerleri haricinde her yerde rastlanır. Taneler, tohum, böcek ve üzümümsü meyvelerle beslenir. (Bakınız fotoğraflar 5)
KÜÇÜK KUMRU (Streptopelia senegalensis)
Görünüş olarak üveyiği andırmaktadır. Boyu 26 cm olan bu kuşun kuyruğu üveyiğe benzer. Kanat örtüleri ve sırtı beneksiz kızıl kahverengi, kanat altı örtüleri gri-mavidir. Göğüsünün üst kısmında siyah benekler bulunur. Gaga siyah, ayaklar kırmızıdır. İnsanlarla birlikte bulunmayı sever. Yuvasını pencere kenarlarına, ağaç dallarına, saçak çıkıntılarına yapar. Yaptığı yuvalar oldukça özensizdir. Dişi kuş yuvaya iki yumurta bırakır. Kuluçka süresi 15 gün kadardır. Yavrular 3 haftalık olduklarında yem yiyebilecek ve uçabilecek hale gelirler. Bir yaşından itibaren eşeysel olgunluğa erişen yavrular, sezonluk olarak eş seçerler. Yurdumuzda doğal olarak Güneydoğu Anadolu’da bulunur. Diğer bölgelere buradan dağılmıştır. (Bakınız fotoğraflar 6)
ÜVEYİK (Streptopelia turtur)
Kolyeli Kumrudan biraz küçük olan bu kuşun boyu 28 cm’dir. Üveyik bir yaz göçmenidir. Yurdumuza ilkbaharda gelir. Ülkemizde kuluçkaya yatar ve yavrular. Daha sonra kışı geçirmek üzere Orta Afrika ve Güney Asya’ya gider. Yurdumuzun hemen her bölgesinde görülür. Ürkek bir kuştur. Kuş genel olarak kızılımsı pas rengindedir. Sırt ve kanat örtü tüyleri koyu kahverengidir. Karın ve kuyruk altı tüyleri beyazdır. Kuyruk tüyleri koyu gridir. Kuyruk tüylerin orta tüyler dışında kalanlarının uçları beyazdır. Gaga koyu gri, bacaklar kirli kırmızıdır. Göz portakal rengindedir. Sert ve hızlı uçar. Ergen kuşlarda boyunun yanlarında enine üç tane dalgalı siyah şerit bulunur. Bu siyah şeritlerin etrafı beyazdır. Genç kuşlarda bu şeritler bulunmaz ve renk olarak daha kahverengine yakındırlar. Özellikle ötüş sesi ile tanınan bir kuştur. Ağaçlık geniş tarım alanlarında, orman kenarlarında, bağ ve bahçelerde yaşar. Yuvasını ağaç dalları arasına veya sık çalılıklara yapar. Sıcak bölgelerde yılda iki kez kuluçkaya yatar. Dişi kuş çalı çırpıdan oluşan özensiz yapılmış yuvaya iki yumurta bırakır. Kuluçka süresi 15 gündür. Yavrular üç haftalık olduklarında yem yiyebilecek ve uçabilecek hale gelirler. Sezonluk olarak eş seçen bir kuştur. (Bakınız fotoğraflar 7)
Gönderen Blogspot zaman: 11:12 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler
Ülkemizde Güvercin Yetiştiriciliğinin İçinde Bulunduğu Durum Nedir?
Ülkemizde güvercin yetiştiriciliği köklü bir geçmişe ve kültüre sahiptir. Daha önceki dönemleri gözardı etsek bile, sadece Türklerin yaşamaya başladığı andan itibaren Anadolu’da yaklaşık 1000 yıldır güvercin yetiştirilmektedir. Türklerden önceki dönemlerde ise Anadolu’da güvercin yetiştiriciliğinin tarihinin günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiği arkeolojik bulgularla belirlenmiştir. Güvercin yetiştiriciliği konusunda dünya üzerinde böylesine köklü bir geleneğe sahip ülke sayısı çok azdır. Uygarlıklar beşiği olarak da bilinen Anadolu, kendine özgü bir kuş kültürü geliştirmiştir. Bir çok evcil güvercin ırkına ev sahipliği yapmış, ırkların geliştirilmesi ve dünyaya yayılmasında öncülük etmiştir. Günümüzde dünya üzerinde bulunan güvercin ırklarının çoğu Anadolu kökenlidir. Neslini koruyamadığımız bir çok güvercin ırkımız bulunmakla birlikte, bugün ülkemizde 80’den fazla güvercin ırkı yetiştiriliyor olması bile, sahip olunan zenginlik hakkında bir fikir vermektedir. Ülkemizde böylesine köklü bir gelenek temelinde yükselen önemli bir güvercin kültürü bulunmakla birlikte, ülkemiz güvercin yetiştiriciliği dünya üzerinde ne yazık ki hak ettiği yerde bulunmamaktadır. Bunun nedenleri üzerinde düşündüğümüzde ülkemizdeki güvercin yetiştiriciliğinin başlıca sorunları ile karşı karşıya geliriz.
BİLİMSEL BİLGİ ÜRETİMİ VE PAYLAŞIMININ YOKLUĞU
Ülkemiz güvercin yetiştiriciliğinin kanımızca en önemli sorunu, bilimsel bilgi eksikliği ve bilimsel bir tarzın genel olarak geliştirilememiş olmasıdır. Güvercin yetiştiriciliği ülkemizde yüz yıllardır atadan dededen öğrenilen yöntemlerle devam etmiştir. Yeni bilgi üretimi ve paylaşımı neredeyse hiç yoktur. Böyle olduğunda her yeni kuşak aslında bilinen şeyleri yeniden keşfetmek durumunda kalmıştır. Sonuçta yerinde sayan, gelişmeye kapalı, güdük bir yapı oluşmuştur. Bilimsel tarzın temelini, bilginin sistematik olarak yeniden üretilip geliştirilmesi oluşturur. Geliştirilen bilgi depolanır ve depolanan bilgiler ise paylaşıma açılır. Paylaşılan bilgiler, yeni bilgilerin geliştirilmesini sağlar. Böyle olduğunda, sorunlara daha geniş çerçeveden bakabilme ve kendi içine kapalı sistemin dışına çıkabilme fırsatını da yakalayabiliriz. Ülkemizde güvercin konusunda yapılmış araştırma, neredeyse yok denecek kadar azdır. Ulaşabilen yazılı dokümanların çoğu ise bilimsel nitelikte olmayıp haber niteliği taşımaktadır. Buradan çıkan sonuç, ülkemizde güvercin yetiştiriciliği konusunda bir bilgi üretiminin bulunmadığıdır. Bilginin üretilmediği yerde bilimsellikten ve gelişmeden bahsedemeyiz. Bilgi üretiminin olmayışının ülkemize özgü çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Her şeyden önce güvercin yetiştiriciliği bir hobidir ve işin ticari boyutu, örneğin tavukçuluk alanında olduğu gibi fazla değildir. Konunun diğer bir yanı da bu hobi ile uğraşanların ağırlıklı çoğunluğunu oluşturan kesimin ne yazık ki bilgi talebinde bulunmamasıdır. Ülkemizde güvercin yetiştiricilerinin çoğunluğu eğitimsiz kişilerdir. Bilgiye talep olmadığında bilginin üretimi de olmamaktadır. Ülkemizde güvercin yetiştiriciliği konusunda bilgi açlığı çeken ve konuya daha bilimsel bakan kişilerin oranının tüm yetiştiricilerimiz içinde %10’dan fazla olmadığını düşünüyoruz. Ancak ülkemiz güvercin yetiştiriciliğini geliştirebilecek ve bugün bulunduğu kısır döngünün dışına taşıyabilecek kesim bu %10’luk kesimdir. Son yıllarda, özellikle de son dört yıldır internetin sağladığı hızlı iletişim ve bilgi paylaşımı sonucu yetiştiricilerimiz birbirleri ile bağlantı kurmaya, bilgi paylaşmaya, hatta sanal ortamda da olsa örgütlenmeye başlamışlardır. Bütün bunlar sevindirici gelişmelerdir.
ÖRGÜTLENME
Ülkemizde güvercin yetiştiriciliğinin yaygın olduğu illerimizin hemen hemen hepsinde bir “güvercin sevenler derneği” bulunur. Bu derneklerin varlığına bakarak örgütlü olduğumuz, hatta bir federasyona ihtiyaç duyduğumuz bile söylenebilir. Ancak bizler bu kanıda değiliz. Bizce önemli olan dernek sayısı değil, derneklerin niteliğidir. Bu derneklerin çoğu bildiğimiz gibi aynı zamanda birer kuşçu kahvesidir. Buralar boş zamana sahip insanların oyalandıkları ve vakitlerini kağıt oyunları geçirdikleri yerlerdir. Daha çok ticari bir yapıları vardır. Belli günlerde kuş ihaleleri yapılır vb. Bizler kuşçular kahvesi mantığı ile ülkemiz güvercin yetiştiriciliğinin geliştirilebileceğini düşünmüyoruz. Ülkemizin konuya ciddi ve bilimsel yaklaşan bir örgütlenmeye ihtiyacı vardır. Böyle bir örgütlenmenin zamana ve gelişmelere bağlı olarak ülkemizde ileride oluşabileceği düşüncesindeyiz. Türkiye Güvercin Kültürü Kulübü, bu gelişim içinde Ankara’da ortaya çıkmış sanal bir örgütsel süreçtir.
BAĞLANTILI DİĞER SORUNLAR
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız şekilde bilimsel bilgi üretim ve paylaşım eksikliği ile örgütlenme yokluğu ülkemiz güvercin yetiştiriciliğinin temel sorunlarını oluşturmaktadır. Bu temel sorunlar çerçevesinde gelişen bir çok yan sorun daha sayılabilir. Bu yan sorunların gerçek anlamda çözümlerinin temel sorunlarımızın çözümü ile yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bu sorunlar şöyle sıralanabilir:
1) Yurt içi ve yurt dışında bir imaj sorunu yaşamaktayız. Güvercin yetiştiricileri eski devirlerden beri sözüne güvenilmeyen, başıboş, aylak takımından insanlar olarak görülmektedirler. Osmanlı devleti döneminde güvercin yetiştirenlerin mahkeme şahitliği bile kabul edilmemektedir. Ne yazık ki bu belirlemeler belli oranlarda günümüze kadar taşınmıştır. Elbette bu konumda olan kişilerin sorumluluğunu tüm yetiştiricilere mal etmek doğru bir tavır değildir. Bizlerin bu kötü imajdan arınabilmek için doğru ve sistemli bir çalışma içine girmemiz gerekmektedir. Bu konuda organize bir çalışma içine girilmemiş olması olumsuz imajın devamında en önemli etkendir. Ancak iyi ve sistemli bir halkla ilişkiler organizasyonu yaratarak bu imajı kırabiliriz. Düzenlenecek bilimsel sempozyumlar, basın açıklamaları ve düzeyli haberlerle yeni imajımızı kabul ettirmek çok zor olmayacaktır. Yurt dışında ise kötü bir imaj sahibi olmaktan çok, imaj sahibi olamama gibi bir sorunla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
2) Yetiştiricilik bilincinin gelişmemiş olması, örgütlü bir yapımızın bulunmaması, yurt dışında kendi ırklarını koruyamayan, onlara sahip çıkamayan bir ülke konumuna düşmemize yol açmıştır. Uluslararası güvercin birliklerinin onayladığı ırklar listelerinde Türk güvercin ırklarının yer almıyor olması ülkemiz adına çok üzücü bir durumdur. Buna bazı ülkelerin bizim ırklarımızı kendi ırkları gibi dünyaya lanse etmeleri de eklenince sorun daha da vahim bir hal almaktadır. Ülkemizdeki güvercin ırklarını tespit etmek ve bunların standartlarını belirlemek acil sorunlarımızdan biridir. Buna bağlı olarak ırkların korunması ve çeşitli şekillerde kırılmasını önlemek gerekmektedir. Kendi standartlarımızı belirleyip ilan ettiğimizde yurt dışı imaj sorununa da büyük oranda çözüm bulabiliriz.
3) Güvercinlerimize marka takılması ve bir marka kayıt sisteminin geliştirilmesi, markasız güvercin alım satımının önlenmesi önemli bir görev olarak bizleri beklemektedir. Bu durum ırklarımızın kendi içinde kalitesini yükselteceği gibi aynı anda ülkemizde hayli yaygın olan güvercin hırsızlıklarına da bir çözüm olabilir. Markasız güvercin değersiz olarak kabul edilirse ve pazarda alıcı bulamazsa çalıntı kuşları tespit edebilmek çok kolay olacaktır.
4) Güvercin yetiştiriciliğimizde ticari kaygılar ön plana çıkmıştır. Ticari kaygıların ön plana çıkması bazı ırklarımızın bozulmasına yol açmaktadır. Sırf pazarda daha iyi para edecek diye özellikle performans ırklarımızda görüntü ön plana çıkartılmakta ve farklı kırmalarla ırkın özellikleri geriletilmektedir. Bu durum ırklarımızı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Irk standartlarının netleştirilmesi ve bu konuda kararlı bir birliktelik izlenmesi acil bir gerekliliktir.
5) Gösteri, yarış ve kupa gibi organizasyonların belli bir ciddiyetle ele alınması şarttır. Bu tür organizasyonların yetiştiriciliğimizi doğru yönde teşvik etmesi esas olmalıdır. Kuş pazarı gibi genel satış mekanlarının Avrupa standartlarına uygun ve hayvan haklarına saygılı bir biçimde yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
TÜRKİYE GÜVERCİN KÜLTÜRÜ KULÜBÜ
Yukarıda sıralamaya çalıştığımız bir çok sorun bizleri bir kulüp çatısı altında birleşerek daha örgütlü bir şekilde çaba göstermeye yöneltti. Oluşturmaya çalıştığımız Türkiye Güvercin Kültürü Kulübü bu çabanın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Kulübümüzün öncelikli amacı Ankara’daki güvercin yetiştiricilerini bir araya getirerek daha örgütlü ve bilinçli bir birliktelik yaratabilmektir. Güvercin yetiştiriciliğinin bir kültür olduğunu vurgulayabilmek, bu kültürün kaynaklarını ortaya çıkartmak, kültürel dokumuz içindeki yerini ve önemini belirleyerek, güvercin kültürümüzü ülke içinde ve dışında hak ettiği konuma yükseltmek temel uğraşı alanımız olacaktır. Bu kültürü oluşturabilmek için uygun olan bütün kitle iletişim araçlarının kullanılması gerektiği kanısındayız. Güvercin konusunda ülkemizde özellikle eksikliği hissedilen bu araçlar, kitap, dergi, bülten, poster, afiş, takvim, kartpostal gibi her türlü basılı yayının yanı sıra VCD, DVD, interaktif CD gibi görsel materyali de içermektedir. Sempozyumlar, tanıtım toplantıları, paneller ve internet üzerinden tanıtımla birlikte, baskılı t-shirt, gift-shop gibi görsel ve hediyelik eşya üretimi de yapılması gereken halkla ilişkiler çalışmalarının bir parçasını oluşturmaktadır. Bütün bu alanlarda aktif ve etkin bir yapı oluşturabilmeyi hedefliyoruz. Bunun için uzun bir süreç ve yoğun bir çalışma gerektiği açıktır. Bu süreçte ülke genelinde tüm yetiştiricilerimizin ilgi ve desteğini beklemekteyiz. Kulübümüz bizlerle aynı amaçları paylaşan tüm güvercin severlere açıktır. Bu birlikteliğin ileride bütün yurda yayılabilmesi ya da örnek oluşturabilecek bir model olması en büyük dileğimizdir.
YAZAN: YAVUZ İŞÇEN
TÜRKİYE GÜVERCİN KÜLTÜRÜ KULÜBÜ
ANKARA/26 HAZİRAN 2005
Alıntıdır
Gönderen Blogspot zaman: 11:11 0 yorum
Etiketler: Ülkemizde Güvercinler