salihli
arkadaşlarımızın kurduğu sayfaya bizde link vererek destek oluyoruz salihli itiraf salihlinin en büyük sayfasıdır salihli
Manisa Salihli güvercinleri,ege bölgesi güvercinleri satılık kuşlar Çandır muabere bango,Soma güvercinleri,akhisar güvercinleri, salihli güvercinleri,Kırkağaç güvercinleri,Bandırma Güvercinleri,Uşak güvercinleri,bursa güvercinleri,Antalya kemalpaşa güvercinleri satılık güvercinler,Turgutlu güvercin festivali festivalleri
arkadaşlarımızın kurduğu sayfaya bizde link vererek destek oluyoruz salihli itiraf salihlinin en büyük sayfasıdır salihli
Gönderen Blogspot zaman: 08:01 0 yorum
Etiketler: Dişi Güvercinler, Erzincan Güvercinleri, Filo Güvercin, Gaziantep Güvercinleri
Ahmet Günay ERİŞ namı değer Biletçi Ahmet dönek ustası değerli arkadaşım 27-05-1938 yılında doğma büyüme Ayvalık'lıdır. Ayvalık'ta dönekçiliğin saygın bir duruma gelmesinde, bilhassa alaca, aynalı, çini alaca döneklerin getirilip yetiştirilmesinde sevilen ve takdir edilen bir dönekçi ustasıdır. Bazı nedenler dolayısıyla dönekçiliğini bitirmiş olsa da namı ve beslediği döneklerin uzantıları Ayvalık ve yakın çevresindeki mahallerde severek beslenir. Performansları takdirle izlenir. Özellikle Ayvalıklı adı verilen kolun diğer mahal dönekleri ile eşlenmelerinden çok vasıflı yavrular gelmektedir.
Kısaca dönekçilik anılarını şöyle anlatıyor. 1969 yılında oğluma sünnet düğününde getirilen bir çift hediye güvercin bu hobiye başlamama vesile oldu. Dönemin meşhur kuşçular kahvesi sahibi rahmetli Halil ağadan tanesi 2,5 liraya aldığım kuşlarla kümesimi doldurdum. Bu merak insana geldimi çok kısa zamanda insanın benliğini kaplıyor. Kuştan anlamadığım için ilk etapta topladığım görünümü güzel dönek güvercinler zamanla bana yetersiz gelmeye başladılar. Görünümün yanında dönüş özelliklerini de aramaya başlamıştım. Sağolsun Orhan Kaldırımcı o gün bu gün hem arkadaşım, hem dostum olarak beni hiç yalnız bırakmadı. Dönekşiliği öğrenmemde ve güzel dönekler edinmemde çok büyük faydasını gördüm. Birlikte günler geçirdikçe bilgim arttı. Bilgim arttıkça da merağım hızla büyümeye başladı. Bir an geldi ki elimde baktığım tüm döneklerin vasıfsız olduklarını bana hizmet veremeyeceklerini anladım. Yavaş yavaş elimden hepsini çıkardım. Yerine dönemin iyi dönekçilerinden dönekler edinmeye başladım.
Önce samimiyetim olan ÇAMLIK BELEDİYE GAZİNOSU sahibi Dalkıran Hüseyin'den dönekler aldım. İyi dönekleri vardı. Kendisi gazino ile meşgul iken ilgilenemediğinden döneklerini eğitemiyordu. Dönekler bütün gün salma çam ağaçlarının üzerinde kargalarla beraber dolaşıp duruyorlardı. Ricami kırmadı ve altı çift dönek verdi. Bir çifti İzmitli çinilerdi ve çok güzel dönüşler izledim. Hiç inatsız misafiri tatminkar dönüşleri vardı. Dişi çiniyi kaybettiğim için onlardan üretemedim. Diğerleri kaplan ve arap idi. Kaplanları damızlık yaptığımdan uçurmadım. Çıkan yavruların dönüş randumanları çok az idi. Geç dönüyor ve gelen misafirime izletme olanağı olmuyordu.
Yetmişli yıllarda moda olduğu için bütün Ayvalık kaplan, arap, şeş, baska beslerdi. O yılların en güzel dönen döneklerine sahip Marangoz Nihat hapise girince döneklerini satın alan Meral Aygüner'den iki çift dönek aldım. Bir çifti kaplan, diğer çifti şeş göğüslüydü. Sonra iki çiftte arap aldım. Araplar çok temiz damardı al (beyaz kuyruklu düz kırmızı) yavru veriyorlardı. Her ne kadar güzel dönselerde çok inatçı döneklerdi. Tekrar arayışa döndüm.
Kantarcı Hüseyin'in meşhur döneklerini muhafaza eden Şehabettin usadan bir çift karabaş aldım. Onlardan da netice alamadım. Dönüş yapıyorlar fakat çok az döneklik yapıyorlardı. Tatminkar değildi. Gelen arkadaşlarıma izletme olanağı vermiyorlardı. Keyifleri olduğunda ben izleyebiliyordum. Bu sırada kardeşim Muzaffer'in Aydın'lı bir horozcu arkadaşı sayesinde çok temiz kaplanlardan edindim. Kaplanların sahibinin adını şu anda hatırlayamıyorum. Bir çiftlik sahibiymiş. Döneklerini uçurmaz kapalı büyük bir damda beslermiş. Hatıra binayen iki şeş erkek, bir arap dişi, bir şeş dişi, bir şeş göğüslü erkek ve ipekkanat tabir ettiği tüyleri çok ince enfes bir dişi getirdi. O zamanın parasıyla 90 lira ödedim. O zamanlar döneğin tanesi 2,5 lira olduğu düşünülürse bayağı pahalıya bu döneklere sahip oldum. İki dişi ayarlıktan yem yemedi ve kuruyup öldü. 45 lira ödeyip iki dişi daha getirttim. Bir çok yavru aldım, uçurdum. Dört senelik emeğimin karşılığı bir tanesinde üç kez güzel dönüş izledim. Çok inat dik kafalı döneklerdi. Kimseye de izletemedim.
Bu heves bambaşka bir şey. Tekrar arayışlara girdim. Gezdikçe gördüm ki alaca ve baska görünümlü dönekler daha tatminkar. Görünüm hoşluğuna da yönelip alaca edinmeye başladım. Orhan Kaldırımcı ve babası saygın ustamız Mustafa Kaldırımcı sayesinde onun köylüsü olan İzmir'de balıkçılık yapan Mustafa Lale (Maraz Mustafa) nin her yıl kurban bayramı öncesi çiftliğine kurbanlık koyunları getirirken beraberinde getirdiği döneklerini seyretttik. Muazzam döneklerdi. Bayram sonrası İzmir'e dönerken 26 adet döneği 200 liraya satın aldım. Bu güzel dönekler Buca son durakta Arnavut Muharrem'in oğlu Ahmetten alınmış dönek kuşlardı.
Bu kuşlar içinde bir erkek kırmızı çini alaca vardı. Hatırı sayılır dönüşler yapardı. Bilahare kırmızı çiniyi İzmir Yeşildere'de Murtaza ağaya (Şeytan bakkal) sattım. İzmirde namlı bir dönek oldu. Bu döneklerin içinde AKORDİYON adını verdiğimiz (Orhan bu adı taktı) efsane döneğim de vardı. Halen Ayvalıklılar diye adı geçen dönekler bu erkeğin zamanımıza uzamış kalıntılarıdır. GOGO damarından Buca'lı Emrullah Köse (Keskin) nin döneklerine dayanan baska bir erkek vardı. Hem uzun hen güzel dönerdi. Akordiyonun dişisi kel bir dişiydi. Ufacık bir kuştu. Fakat çok uzun ve güzel bir dönüşü vardı. 75 dereceden pırıltıya seyredenlerin alnına kadar dönüş yapardı. Çok temiz dönen nadide bir dönekti. Ben bindirme, tepe, 90 dereceden dönen dönekleri hiç sevmem. Tavsip etmem. Böyle pırıltılar dönüşü taşıyamayan, kanat hakimiyeti olmayan yer çekiminden destek alan döneklerdir. Ben onları hiç sevemedim. Aynı dönekleri aldığımda içlerinde telkuyruk bir erkek vardı. 45 dereceden yüzüme bakarak bir sıkardı 150 metre ilerden dalışa geçerdi. Taş gibi gelip bana 50 metre kala dönüşe girerdi. Yedi veya sekiz metre civarında bir dönüş yapıp çıkardı. O dönem izleyenlerin çoğu elinde olmadan altında bağırıp maşallah çekerlerdi. Dönüşten çıkışı tek kanat almaksızın aynı kararla yera sıkıp inmesi enfesti. Dönüşün hep böyle olmasını istemişimdir. Böyle bir döneğe sahip olunca insan elinde olmadan diğerlerinden soğuyor. Zevk alamıyor. Bir tane de sürmeli erkek adlı dönek vardı. 80 derece menzili kullanır altı veya yedi metre kadar çok sağlam hilesiz dönüşler gösterirdi.
Bir sonraki yıl Maraz Mustafa ile Murtaza ağanın kümesini komple satın alıp kuşların hepsini ben aldım. İçlerinde yarış almış çok güzel dönekler vardı. Fakat bu kuşlardan beklediğim randımanı bulamadım.
Bir sonraki yıl Maraz Mustafa gelirken getirdiği Bayraklı'dan Terzi Mustafa'nın döneklerini satın aldım. 30 parça dönek çok namlı döneklerdi. Ecevit namıyla anılan aynalı (mavi galaça) bir erkek vardı. Her zaman on metre dönüşler gösterirdi misafirlere. Dişisi de aynı soy idi ve beş altı metre güzel dönenler vardı. Üç tane dişi yavru alabildim. Hepsi mükemmel dönüşler izlettiler. Son yavrunun adını arkadaşlarım PAMUK DİŞİ koydular. Pamuk dişi çok istisna bir dönekti. Böyle dönen bir kuş dönek herkese nasip olmaz. Aynalı renk olan bu dişi daire keserek dönerdi. Öyle devir yapardı ki mavi beyaz olan dönek tek renk kendini beyaza yakın bir görünüm alırdı. Bu yüzden hayretlerini gizleyemeyen arkadaşlarım pamuk dişi adını verdiler.
Akordiyon erkeğin resmi
1975-76 yıllarında acı bir olay yaşadım. Döneklerime sallabaş hastalığı geldi. Yavruların hepsi telef oldu. O yıl sonuç alamadım. 12 telli adıyla meşhur bir erkek daha vardı bu aldığım döneklerin içinde. Bu kuşun kuyruk üstünde yağ bezesi vardı. Kuyruk sayısı 12 olduğundan İzmirde bu adı koymuşlardı. Çini alacaydı. Hiç inat yapmazdı. Pırıltıya çok bakan, güzel gelip bekleyen her zaman misafire 10-12 metre dönüşler izleten dönüşü mükemmel net sunan bir dönekti. Bu anlattığım dönekler sayesinde kendimi geliştirdim. Deneyim ve tecrübem arttıkça kendi damzılıklarımı ürettim. Akordiyonların 10 tanesini Ayvalık'ta sevdiğim arkadaşlarıma ve Rahmeti dayım Hasan ustaya verdim. Orhan'a bir dişi, Çizmeli Bekire bir erkek, Semih ustaya bir erkek, rahmetli Acar'a bir dişi iki çiftte rahmetli dayıma verdim. Bu kuşlar ile çalışmalar neticesinde Ayvalıklılar adı altında dönekler üretildi. Rahmetli dayımdan yeni nesil meraklı olan Tahir Sadan bu döneklerden alıp bu günlere kadar asıllarını muhafaza etmeyi başarmış. Acar usta, Kene Ali'nin ortaklaşa çıkardığı yavrular çok vasıflı çıkıp Küçükköyde Ayvalıklılar diye tanınmıştır.
Son son İzmirden Terlikçi Cemil'den de çok güzel bir çift dönek aldım. Fakat tam bu esnada belediye otobüslerinde biletçilik görevimden alınıp 25 km. uzaktaki Ayvalık su deposuna tayin edilince döneklerim ile ilişkim mecburen kesildi. Vardiyeden dolayı gerekli alakayı gösteremeyince dönekler hapis oldu ben ilgilenemez oldum. Bakım ve hastalık zorluklarından döneklerim oldukça azaldı. Yürütemeyeceğime karar verince çok üzülerek döneklerimi İzmir'den Terlikçi Cemil ve Murtaza Ağaya sattım.
Dönekçilik o zamanlar mükemmel bir örnek sergiliyordu. Her geve Ayvalıkgücü kahvesinde toplanıp saatlerce güzel muhabbetler yapılırdı. Şimdi atışmalar, tutuşmalar, çamur atmalar, hırsızlıklar hat safhaya ulaşmış. Döneklerde bir şahin korkusudur almış başını gidiyor. Tutakçılık ona keza. Her kes birbirine kırgın. Aralar hep açık gördükçe üzülüyorum. Oysa bu merak insanları kaynaştırır güzel arkadaşlıklar kurulmasını sağlar. İş maddiyata dönmüş sevgi, saygı kalmamış, Emekli olunca hep tekrar başlamayı düşündüm fakat gördüğüm manzaralar bana bu cesareti vermedi.
Aklımda kalan bir kısmı Allah rahmet eğlesin, Murtaza Ağa, Emrullah Köse, Kuşçu Hüso, Terlikçi Cemil, Balıkçı Mustafa, Terzi mustafa, Purço Hüseyin, Becerağa, Arnavut Muharremin oğlu Ahmet, Bergamalı Ormancı Zekeriya, Pala Kamil, Kasap Ramiz, Camcı Mehmet, Dikilden Emrullah, Gardiyan Remzi, Cezmi kardeşler, İstanbuldan Tuna, Ayvalıktan Mustafa Kaldırımcı, Orhan Kaldırımcı, Hasan Yaşar dayım, Cundalı Hüso(talebem), 15 yaşından beri yanımdan ayrılmayan Ayvalıkta döneği ve dönekçiliği taşıyan sevgili kardeşim Tahir Sadan ile çok güzel günlerimiz, mükemmel anılarımız oldu. Yaşayanlara uzun ömürler, aramızdan ayrılanlara rahmetler dilerim.
Tavsiyem besleyenler ve yeni başlayanlar şunu unutmasınlar esas olan insandır, sevgidir, saygıdır, Hobiye gönül verenler hoş paylaşımlar, güzel birliktelikler yaşamak beklentisindedirler. Kapışma, tartışma, çamur atmalar nereye getirir insanları. Tutmak, saklamak, arkadan konuşmak şu sayılı günler olan ömrümüzde değermi? Şöyle dönüp geriye bir bakılsın. Gidenler, aramızdan ayrılanlar. Acı, tatlı anılar neden daha güzelleri yaşamak varken sürtüşme, çekememezlik. Bunu bilincinde olun. Sevgide bonkör olun. Saygı ve hürmeti elden bırakmayın. Peşinden dönekçilik çok güzel yerlere gelecek zevkle muhabbetler artacak, çok güzel dönekler izlenecektir. Kendine güvenen sevgi saygıdan ödün vermeyecek olanlar başlarken iyi örnek ustalar edinip bilgiler alsınlar. Döneği tanımaya, dönekçiliği anlamaya çalışsınlar. Soyları, beslemeyi, eşlemeyi, pırıltı atmayı, eğitimi, sitillere göre davranış biçimlerini iyice öğrendikten sonra omuz omuza bu işe baş koysunlar. Dönekçilik yalnız olmaz. Gurup paylaşımıdır. Bütün meraklı dönekçi arkadaşım ve kardeşlerime saygı, sevgi ve başarılar diliyorum.
Baki kalan gök kubbede, Ayvalık'lı Biletçi Ahmet hoş bir sada imiş.
1922yılında büyük mübadele sonrasında vatandaşlarımız, yurdumuza dönerken, türlü zorluklar altında büyük özveri ile beraberlerinde, orijinal saklama yöntemleri ile bu günkü sahip olduğumuz güzel dönücü ırklarımızın atalarını getirebilmişlerdir. Hâlihazırda aramızda halen hayatta olan ve ya yakın zamanda yitirdiğimiz bu üstatlarımızın hikâyeleri günümüze kadar bir masal gibi dinlene dinlene gelmiştir. Nur içinde yatsın değerli üstadımız maliyecilik yapan Rıza Bey ilk aklımıza gelen ve şu anda yurdumuzda dönüş performanslarını sergileyen dönücü ırkların içinde en çok adından söz ettiren üstadımızdır. Mübadele sonrası İzmir’e yerleşen üstadımızın kuşlara olan sevgisi yüzünden eşinden dahi ayrıldığı günümüze kadar gelmiş bir güvercin sevgisi konusudur. İzmir’in güzel Karşı yakasında Alay Bey de yaşayan üstat ürettiği kuşlarına kendince pal kanatlar ve kara kanatlar lakaplarını takmıştır. Değerli üstadımızın orijinal kuşlarının çoğunluğunun kuyruk üstü yağ bezesi bulunan kuşlardan oluştuğu bilinen bir gerçektir. Kostüm deseni olarak ise siyah rengi hakim baska diye tabir ettiğimiz beyazı az olan düzende siyah beyaz kuşlar, alacalı kuyruklu kuşlar, düz kara kuyruk yapısına sahip kuşlar, gaga kenarından başlayıp bir gem misali yanaklarını süsleyen, başında sanki muntazam bir örtü(yaşmak) varmışçasına beyaz kafalı ve yaşmaklı diye tabir edilen kuşlar, İzmir havalisinde galaça diye adlandırılan kuşlar imiş. Yaşamakta olan yaşlı üstatlarımıza göre efsane diye nitelendirilen şimdi bu ırklara gönül veren meraklılarımızın asla öğrenmeden bir neticeye varamayacağı soylarının mutlaka çok iyi bilinip şecerelerinin takip edilmesi ile dönekçiliğin hiç te o kadar zor bir hobi olmadığı bilinen bir gerçektir. Ben bilirim ben anlarım diyenlerin asla bir adım öne gidemediği soyların birbirine girme ve yaklaşım oranlarının öğrenilmeden çok zor netice vereceği bir zevkli uğraştır dönekçilik. Her kes yıllara istinaden deneyimlerine göre birçok meleke kazanmış baktığı döneklerine karşı uzmanlaşmış olabilirler fakat üstadımızın eş etme şekli ile başarıyı yakalamak bizlere çok kestirmeden bir yön çizmektedir. Bu bilinci yakalayan kuşbaz arkadaşlarımız bir başka keyifle bir başka haz duyarak çıkarırlar yavrularını, güvenerek ve umduğuna erişmenin mutluluğuna yaşayarak atarlar döneklerine pırıltılarını. Efsanevi anlatımları ile o günün kuşlarının dönüşlerini anlatan ustalarımızın hikâyelerini dinlemek ne güzeldir biz bu yola baş koymuş dönekçi kardeşler için. Temiz bir kahvehane köşesinde bir kümes gölgesinde bir araya gelip saatlerce bunları dinlemek asla yorucu gelmez gönül veren bakıcılara. Gülerek, hüzünlenerek, çaylar yudumlanarak anlatılır anlatılır durur günümüze gelen bu güzel tatlı yaşanmışlar. İlla ki bu değerli üstadımız da arada adından söz edildikçe rahmetle yâd edilir durur şükranla. Ne güzel kuşları varmış merhumun, bunca deformasyona rağmen hala işaretlerine bakıp çıkartmak ıslah etmek yolları mümkündür nesillerdir süregelen pal kanat ve kara kanatların. Bizler anlatıp bilinçlendirdikçe yeni nesli daha çok uzun yıllar efsane dönüşler izlenecektir tüm yurdumuzun dönek meraklısı mahallerinde.
Merhum Rıza üstadımızın kuşlarını günümüze dek gelmesinde rol oynayan üstatlar arasında Beş tepeli Yavuz amcayı, peynirci lakabıyla tanınan Nurettin amcayı, Atilla mahallesinden Kürt Kazım’ı, Bahçeli evlerde oturan başgedikli Saffet beyi, Eşref paşada mobilyacı Samim amcayı, 1970 li yılların Demokrat parti İzmir milletvekili Bergamalı Kemal Serdar oğlunu, Bergama’dan zabıta Zekeriya amcayı, Hatay’da terzi Haşim amcayı, Karşı yaka da benzinci Kemal amcayı, Tepecikte pampili Mehmet amcayı sayabiliriz. Tepecikli pampili Mehmet amca üstadın kuşlarının tamamını alıp beslemiş ve bunların dışında daha nice bakıcılar alıp üretmişve bu güzelim soyları günümüze dek yeni nesillere ulaştırmışlardır.
Geçenlerde pazar günü salihli kuşcuları trt 1 haberlerinde çıktı
Güvercin resimleri sitemizden edinebilirsiniz. sizlere ne güzel güvercin manzara resimlerini gösterecegiz
sor Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor. Peki bu derece değer verdiğiniz güvercininizin uçurduğunuzda yuvasına geri gelemeyeceğini bilseydiniz ne yapardınız? Bu konuda en ufak bir şüpheniz olsaydı kuşunuzu uçurur muydunuz? Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik, uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı. Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi. GÜVERCİNLER YÖNLERİNİ NASIL BULUYORLAR ? Güvercini diğer bir çok canlıdan ayıran en önemli özellik, kanımca yuvasına ve eşine olan bağlılığı ile çok gelişmiş olan yön bulma yeteneğidir. Acaba güvercinler bu özelliklerini neye borçlular? Nasıl olup da şaşmaz bir şekilde yönlerini bulabiliyorlar? Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir çok bilim insanı bu konuda araştırmalar ve deneyler yapmıştır. İlk önceleri, kuşların yer şekillerini, binaları vb noktaları akıllarında tuttukları ve yönlerini bunlara göre belirledikleri düşünülmekteydi. Yapılan bazı deneyler bu düşüncenin yanlış olduğunu ortaya çıkarttı. Güvercinlerin gözlerine etrafı görmelerini engelleyen lensler takılarak yapılan bir deneyde, kuşlar bir tür kör edildiler. Daha sonra yuvalarından oldukça uzağa götürülüp uçuruldular. Bu durumda bile güvercinlerin bir çoğunun yuvalarına geri geldiği gözlendi. Bunun üzerine daha farklı varsayımlar üzerinde durulmaya başlandı. Aslında kuşların güneş ve yıldızlara bakarak yön belirledikleri görüşü uzun bir zamandır araştırılmaktaydı. Bu konuda yapılan bazı deneyler bu görüşü destekler doğrultudaydı. Özellikle posta güvercinleri ile çeşitli deneyler yürütülüyordu. Bu kuşların uzun yolları kat edip geri gelmeleri üzerinde duran bilim insanları kuşların güneşe göre yön belirlediklerini saptadılar. GÜNEŞE VE YILDIZLARA GÖRE YÖN BULMA Bu konuda ilk kez ortaya görüş süren Alman kuş bilimci (ornitolog) Kramer olmuştur. Gündüzleri göç eden kuşlardan olan bir sığırcık (Sturnus vulgaris) ile yaptığı bir deneyde, sığırcığı etrafını aynalar ile kapattığı bir deney kafesine koymuştur. Aynalar öyle bir konumda yerleştirilmişlerdir ki kuş güneşten başka bir şey görememektedir. Kramer aynaların konumu ile oynayabilmektedir. Böylece aynaların konumunu değiştirerek güneşin durumunu istediği gibi değiştirebiliyordu. Aynaları her oynayışında sığırcığın güneşe göre aynı konumunu koruyabilmek için aynanın oynatıldığı ölçüde sürekli yer değiştirdiğini fark etti. Bunun üzerine aynı deneyi farklı bir biçimde tekrarladı. Bu sefer kuş, kapalı bir ortamda güneşi görmeksizin aynı deneye tabi tutuldu. Bu deney sonrası kuş yön duygusunu tamamen yitirdi. Yaptığı benzer deneyler sonucu Kramer, kuşların güneşin kendi yörüngesi üzerindeki hareketini fark ettiklerini, buna bağlı olarak konumlarını belirleyebildikleri sonucuna vardı. Özellikle gece de göçlerini sürdüren bazı kuş türleri üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu kuşların yönlerini yıldızlara bakarak saptayabildiklerini ortaya çıkarttı. Ancak burada kuşlar eski gemiciler gibi kutup yıldızına bakıp ya da herhangi bir yıldıza bakıp yön belirlemiyorlar, gökyüzünün genel konumuna göre yön tayin ediyorlardı. Sarıasma (Oriolus oriolus) kuşları, yapay bir ortamda sonbahar gökyüzü görünümü altında yetiştirilmişlerdir. Bu kuşların sonradan yapılan deneylerde bu yapay gökyüzüne göre yönlerini bulabildikleri saptanmıştır. GÜVERCİNLER DÜNYANIN MANYETİK ALANINI KULLANIYOR Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde yapılan bir çok deney, kuşların gökyüzüne bakarak güneş ve yıldızların konumuna göre yön saptayabildiklerini göstermiştir. Ancak gözleri lensle kapatılan güvercinlerin de yönlerini bulabilmiş olması veya gece göç eden kuşların kapalı havalarda yönlerini şaşırmamış olmaları gibi durumlar kuşların farklı bir yön bulma mekanizmasını da kullandıklarını göstermektedir. Peki bu mekanizma ne olabilir? Yapılan araştırmalar, dünyanın manyetik alanının kuşlar tarafından yön bulmak amacı ile kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Kuşlar yer kürenin manyetik alanından yararlanarak yön bulma yetisi geliştirmişlerdir. Kuşların bir çoğu Manyereseptör adı verilen manyetik alan algılayıcı bir sisteme sahiptirler. Bu sistem sayesinde kuşlar göç sırasında ya da uçurulduklarında dünyanın değişen manyetik alanını hissederek yönlerini belirleyebilmektedirler. Deneyler, göçmen kuşların manyetik alandaki %2’lik bir değişimi bile algıladıklarını göstermiştir. Özetle kuşların içinde bir tür pusula bulunmaktadır. Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk kez Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır. Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir. Gözle görünmeyen ancak varlığı deneylerle saptanabilen bu manyetik alandan esinlenerek, yön bulmaya yarayan pusula dediğimiz aletler icat edilmiştir. Pusulanın ibresi hep bu manyetik alan çizgilerine paralel konumda durur ve dolayısıyla bize hep kutupları işaret eder. Bizler ancak bir pusula yardımı ile bu doğrultuları saptayabilirken acaba kuşlar bunu nasıl becermektedirler ? Kuşların iç pusulası nasıl çalışmaktadır.? KUŞLARIN İÇ PUSULASI Kuşların Manyereseptör (manyetik alan algılayıcı) bir sisteme sahip olduğunun düşünülmesi üzerine, bu konuda araştırmalar yoğunlaştı. Bu varsayımı doğrulamak için iki Amerikalı araştırmacı olan Walcot ve Keeton çeşitli deneyler yaptılar. Uzaklardan uçurulduklarında yönlerini kolaylıkla bulabilen bir dizi güvercin üzerinde yürütülen bu deneylerde, ilk olarak güvercinlerin üzerine küçük bir mıknatıs bağlandı. Bu şartlarda uzaktan bırakılan güvercinlerin yönlerini tamamen şaşırdıkları gözlendi. Kuşlara bağlanan mıknatısın kuşların iç pusulası üzerinde saptırıcı etki yaptığının saptanması, aynı zamanda böyle bir sistemin varlığını da kanıtlamaktaydı. Bu olayın belirlenmesi üzerine bu doğrultudaki araştırmalar hız kazandı. Bugün, jeomanyetik alandaki değişmelerin, güneşteki patlamalar ve bazı değişikliklerin yeryüzündeki biyolojik sistemleri olumsuz etkilediğini bilmekteyiz. Jeomanyetik fırtınaya yakalanan bazı güvercinlerin yönlerini şaşırdıkları gözlenmiştir. Bu tür değişimlerin özellikle göçmen kuşların göç yollarını şaşırmasından, balinaların karaya vurmasına kadar bir çok değişime yol açtığı bilinmektedir. MANYERESEPTÖR NASIL ÇALIŞMAKTADIR ? Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri, jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır. Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır. Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem, güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları sinir hücrelerinde bir implus (uyarı) meydana getirmektedirler. Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. Amerikalı araştırmacılar olan Walcot ve Keeton bu konuda yaptıkları bir deneyde, her tarafı kapalı bir kafes içine koydukları saka kuşunu (Carduelis carduelis) Helmholtz bobini olarak adlandırılan manyetik alan yaratıcı bir sistemin merkezine yerleştirdiler. Bu sistem sayesinde manyetik alanın yoğunluğunu değiştirmeksizin alanın yönünü değiştirmek olanaklıydı. Alanın yönünü sürekli değiştirerek saka kuşunun davranışlarını gözlediler. Saka kuşu manyetik alanın yönü her değiştirildiğinde kendini yeni yöne göre ayarlıyordu. Bütün bu araştırmalar kuşların manyetik alandan yararlandığını ortaya koymaktadır. SİSTEMİN YANILGI NOKTALARI Bu sistem çok mükemmel gibi görünse de bazen yanılmaktadır. Özellikle manyetik alanı algılayamayacak şekilde uzaktan bırakılma, “lokal manyetik anormaller” olarak adlandırabileceğimiz demir yatakları, madenler, jeomanyetik alandaki değişime neden olan olaylar, fırtınalar hatta güneşteki patlamalar bile sistemin aksamasına neden olabilmektedir. Neyse ki, kuşlar sadece bu sistemden yararlanarak yön belirlememektedirler. Aslında kuşlar yön bulmakta güneş ve yıldızların konumlarını da kullanmaktadırlar. Bu nedenle esasen iki tane iç pusuladan bahsetmek belki de daha doğru olacaktır. Yeryüzünün manyetik alanının yön belirlemede kullanılmasını sağlayan bu sistem göçmen kuşların tümünde hatta bütün kuşlarda varmış gibi görünmektedir. Ancak her kuşun bu sistemi kullanma şekli farklıdır. Her iki sistemin (pusulanın) birbiri ile çeliştiği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Hangi pusulanın kullanılacağı kuş türüne ve göç yollarına göre değişmektedir. Düzenli olarak yükseklerde uçan kuşlarda yıldız sistemi daha öncelikli kullanıldığı sanılmakla birlikte, çelişkili durumlarda manyetik pusulanın ön planda geçtiği düşünülmektedir. Bu konuda Bozötleğen (Sylvia borin) kuşlarının yavruları ile yapılan bir deneyde, kuşlar aynı yapay yıldız görüntülerinin bulunduğu iki farklı ortamda yetiştirilmişlerdir. Ortamlardan birinde manyetik alan bulunmakta, diğerinde ise bulunmamaktadır. Büyüyen kuşlar daha sonra doğaya salıverilmişlerdir. Manyetik alan bulunan ortamda yetiştirilenler doğru yöne yönelirlerken, manyetik alan bulunmayan ortamda yetiştirilenler yanlış yöne yönelmişlerdir. Deney sonuçları kuşların çelişkiye düştükleri durumlarda manyetik bilginin, yıldızlardan gelen bilginin önüne geçtiğini göstermektedir. . Ancak son yıllarda bu konuda yepyeni teoriler ortaya atılmıştır. Posta güvercinleri ile yapılan deneyler, bu güvercinlerin yukarıda aktardığımız sistemlerin yanı sıra farklı bazı sistemleri daha kullandıklarını ortaya koymaktadır. KOKU TEORİSİ 1947 yılında geliştirilen manyetik alan varsayımı uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil, molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir. Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların, farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir. Yazan: Yavuz İşçen
sor Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil. Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor. Peki bu derece değer verdiğiniz güvercininizin uçurduğunuzda yuvasına geri gelemeyeceğini bilseydiniz ne yapardınız? Bu konuda en ufak bir şüpheniz olsaydı kuşunuzu uçurur muydunuz? Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik, uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı. Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi. GÜVERCİNLER YÖNLERİNİ NASIL BULUYORLAR ? Güvercini diğer bir çok canlıdan ayıran en önemli özellik, kanımca yuvasına ve eşine olan bağlılığı ile çok gelişmiş olan yön bulma yeteneğidir. Acaba güvercinler bu özelliklerini neye borçlular? Nasıl olup da şaşmaz bir şekilde yönlerini bulabiliyorlar? Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir çok bilim insanı bu konuda araştırmalar ve deneyler yapmıştır. İlk önceleri, kuşların yer şekillerini, binaları vb noktaları akıllarında tuttukları ve yönlerini bunlara göre belirledikleri düşünülmekteydi. Yapılan bazı deneyler bu düşüncenin yanlış olduğunu ortaya çıkarttı. Güvercinlerin gözlerine etrafı görmelerini engelleyen lensler takılarak yapılan bir deneyde, kuşlar bir tür kör edildiler. Daha sonra yuvalarından oldukça uzağa götürülüp uçuruldular. Bu durumda bile güvercinlerin bir çoğunun yuvalarına geri geldiği gözlendi. Bunun üzerine daha farklı varsayımlar üzerinde durulmaya başlandı. Aslında kuşların güneş ve yıldızlara bakarak yön belirledikleri görüşü uzun bir zamandır araştırılmaktaydı. Bu konuda yapılan bazı deneyler bu görüşü destekler doğrultudaydı. Özellikle posta güvercinleri ile çeşitli deneyler yürütülüyordu. Bu kuşların uzun yolları kat edip geri gelmeleri üzerinde duran bilim insanları kuşların güneşe göre yön belirlediklerini saptadılar. GÜNEŞE VE YILDIZLARA GÖRE YÖN BULMA Bu konuda ilk kez ortaya görüş süren Alman kuş bilimci (ornitolog) Kramer olmuştur. Gündüzleri göç eden kuşlardan olan bir sığırcık (Sturnus vulgaris) ile yaptığı bir deneyde, sığırcığı etrafını aynalar ile kapattığı bir deney kafesine koymuştur. Aynalar öyle bir konumda yerleştirilmişlerdir ki kuş güneşten başka bir şey görememektedir. Kramer aynaların konumu ile oynayabilmektedir. Böylece aynaların konumunu değiştirerek güneşin durumunu istediği gibi değiştirebiliyordu. Aynaları her oynayışında sığırcığın güneşe göre aynı konumunu koruyabilmek için aynanın oynatıldığı ölçüde sürekli yer değiştirdiğini fark etti. Bunun üzerine aynı deneyi farklı bir biçimde tekrarladı. Bu sefer kuş, kapalı bir ortamda güneşi görmeksizin aynı deneye tabi tutuldu. Bu deney sonrası kuş yön duygusunu tamamen yitirdi. Yaptığı benzer deneyler sonucu Kramer, kuşların güneşin kendi yörüngesi üzerindeki hareketini fark ettiklerini, buna bağlı olarak konumlarını belirleyebildikleri sonucuna vardı. Özellikle gece de göçlerini sürdüren bazı kuş türleri üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu kuşların yönlerini yıldızlara bakarak saptayabildiklerini ortaya çıkarttı. Ancak burada kuşlar eski gemiciler gibi kutup yıldızına bakıp ya da herhangi bir yıldıza bakıp yön belirlemiyorlar, gökyüzünün genel konumuna göre yön tayin ediyorlardı. Sarıasma (Oriolus oriolus) kuşları, yapay bir ortamda sonbahar gökyüzü görünümü altında yetiştirilmişlerdir. Bu kuşların sonradan yapılan deneylerde bu yapay gökyüzüne göre yönlerini bulabildikleri saptanmıştır. GÜVERCİNLER DÜNYANIN MANYETİK ALANINI KULLANIYOR Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde yapılan bir çok deney, kuşların gökyüzüne bakarak güneş ve yıldızların konumuna göre yön saptayabildiklerini göstermiştir. Ancak gözleri lensle kapatılan güvercinlerin de yönlerini bulabilmiş olması veya gece göç eden kuşların kapalı havalarda yönlerini şaşırmamış olmaları gibi durumlar kuşların farklı bir yön bulma mekanizmasını da kullandıklarını göstermektedir. Peki bu mekanizma ne olabilir? Yapılan araştırmalar, dünyanın manyetik alanının kuşlar tarafından yön bulmak amacı ile kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Kuşlar yer kürenin manyetik alanından yararlanarak yön bulma yetisi geliştirmişlerdir. Kuşların bir çoğu Manyereseptör adı verilen manyetik alan algılayıcı bir sisteme sahiptirler. Bu sistem sayesinde kuşlar göç sırasında ya da uçurulduklarında dünyanın değişen manyetik alanını hissederek yönlerini belirleyebilmektedirler. Deneyler, göçmen kuşların manyetik alandaki %2’lik bir değişimi bile algıladıklarını göstermiştir. Özetle kuşların içinde bir tür pusula bulunmaktadır. Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk kez Rus doğa bilimci Middendrof tarafından ortaya atılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır. Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir. Gözle görünmeyen ancak varlığı deneylerle saptanabilen bu manyetik alandan esinlenerek, yön bulmaya yarayan pusula dediğimiz aletler icat edilmiştir. Pusulanın ibresi hep bu manyetik alan çizgilerine paralel konumda durur ve dolayısıyla bize hep kutupları işaret eder. Bizler ancak bir pusula yardımı ile bu doğrultuları saptayabilirken acaba kuşlar bunu nasıl becermektedirler ? Kuşların iç pusulası nasıl çalışmaktadır.? KUŞLARIN İÇ PUSULASI Kuşların Manyereseptör (manyetik alan algılayıcı) bir sisteme sahip olduğunun düşünülmesi üzerine, bu konuda araştırmalar yoğunlaştı. Bu varsayımı doğrulamak için iki Amerikalı araştırmacı olan Walcot ve Keeton çeşitli deneyler yaptılar. Uzaklardan uçurulduklarında yönlerini kolaylıkla bulabilen bir dizi güvercin üzerinde yürütülen bu deneylerde, ilk olarak güvercinlerin üzerine küçük bir mıknatıs bağlandı. Bu şartlarda uzaktan bırakılan güvercinlerin yönlerini tamamen şaşırdıkları gözlendi. Kuşlara bağlanan mıknatısın kuşların iç pusulası üzerinde saptırıcı etki yaptığının saptanması, aynı zamanda böyle bir sistemin varlığını da kanıtlamaktaydı. Bu olayın belirlenmesi üzerine bu doğrultudaki araştırmalar hız kazandı. Bugün, jeomanyetik alandaki değişmelerin, güneşteki patlamalar ve bazı değişikliklerin yeryüzündeki biyolojik sistemleri olumsuz etkilediğini bilmekteyiz. Jeomanyetik fırtınaya yakalanan bazı güvercinlerin yönlerini şaşırdıkları gözlenmiştir. Bu tür değişimlerin özellikle göçmen kuşların göç yollarını şaşırmasından, balinaların karaya vurmasına kadar bir çok değişime yol açtığı bilinmektedir. MANYERESEPTÖR NASIL ÇALIŞMAKTADIR ? Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri, jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır. Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır. Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem, güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları sinir hücrelerinde bir implus (uyarı) meydana getirmektedirler. Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. Amerikalı araştırmacılar olan Walcot ve Keeton bu konuda yaptıkları bir deneyde, her tarafı kapalı bir kafes içine koydukları saka kuşunu (Carduelis carduelis) Helmholtz bobini olarak adlandırılan manyetik alan yaratıcı bir sistemin merkezine yerleştirdiler. Bu sistem sayesinde manyetik alanın yoğunluğunu değiştirmeksizin alanın yönünü değiştirmek olanaklıydı. Alanın yönünü sürekli değiştirerek saka kuşunun davranışlarını gözlediler. Saka kuşu manyetik alanın yönü her değiştirildiğinde kendini yeni yöne göre ayarlıyordu. Bütün bu araştırmalar kuşların manyetik alandan yararlandığını ortaya koymaktadır. SİSTEMİN YANILGI NOKTALARI Bu sistem çok mükemmel gibi görünse de bazen yanılmaktadır. Özellikle manyetik alanı algılayamayacak şekilde uzaktan bırakılma, “lokal manyetik anormaller” olarak adlandırabileceğimiz demir yatakları, madenler, jeomanyetik alandaki değişime neden olan olaylar, fırtınalar hatta güneşteki patlamalar bile sistemin aksamasına neden olabilmektedir. Neyse ki, kuşlar sadece bu sistemden yararlanarak yön belirlememektedirler. Aslında kuşlar yön bulmakta güneş ve yıldızların konumlarını da kullanmaktadırlar. Bu nedenle esasen iki tane iç pusuladan bahsetmek belki de daha doğru olacaktır. Yeryüzünün manyetik alanının yön belirlemede kullanılmasını sağlayan bu sistem göçmen kuşların tümünde hatta bütün kuşlarda varmış gibi görünmektedir. Ancak her kuşun bu sistemi kullanma şekli farklıdır. Her iki sistemin (pusulanın) birbiri ile çeliştiği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Hangi pusulanın kullanılacağı kuş türüne ve göç yollarına göre değişmektedir. Düzenli olarak yükseklerde uçan kuşlarda yıldız sistemi daha öncelikli kullanıldığı sanılmakla birlikte, çelişkili durumlarda manyetik pusulanın ön planda geçtiği düşünülmektedir. Bu konuda Bozötleğen (Sylvia borin) kuşlarının yavruları ile yapılan bir deneyde, kuşlar aynı yapay yıldız görüntülerinin bulunduğu iki farklı ortamda yetiştirilmişlerdir. Ortamlardan birinde manyetik alan bulunmakta, diğerinde ise bulunmamaktadır. Büyüyen kuşlar daha sonra doğaya salıverilmişlerdir. Manyetik alan bulunan ortamda yetiştirilenler doğru yöne yönelirlerken, manyetik alan bulunmayan ortamda yetiştirilenler yanlış yöne yönelmişlerdir. Deney sonuçları kuşların çelişkiye düştükleri durumlarda manyetik bilginin, yıldızlardan gelen bilginin önüne geçtiğini göstermektedir. . Ancak son yıllarda bu konuda yepyeni teoriler ortaya atılmıştır. Posta güvercinleri ile yapılan deneyler, bu güvercinlerin yukarıda aktardığımız sistemlerin yanı sıra farklı bazı sistemleri daha kullandıklarını ortaya koymaktadır. KOKU TEORİSİ 1947 yılında geliştirilen manyetik alan varsayımı uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil, molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir. Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların, farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir. Yazan: Yavuz İşçen
Ülkemizde çiçi,çiçe diye bilinen bu ırkmızın dünyada tanındığı ad Urfali, Urfali mövchen olarak tanınmaktadır.Yurdumuz’da genel olarak verilen ad urfalidir ve Şanlıurfa ilimizde uzun yıllardan beri yetiştirilmektedir. Şanlıurfa yöresine ait bir güvercin ırkımızdır. Filo uçucusu ve form amaçlı beslenmektedir.Ayrıca angut ırkı gibi taka kuşu olarak’da beslenebilmektedir.Bulundukları yere çabuk alıştıklarından dolayı genelde sadık ve sağlam olurlar üretilmesi ve beslenmesi çok kolaydır.Renk olarak sarı,kırmızı,beyaz,siyah ve göv (gök) renkleri mevcuttur.Son yıllarda alacalı renkleri ve cilli olanlarıda görülebilmektedir. FİZİKİ ÖZELLİKLERİ VE STANDARTLARI 1-Gögüs kapesinde parçalanmış şekilde gül deseni bulunmaktadır ve çok geniş şekilde yer almaktadır gögüsten alt karına kadar ineni ve sırtına dogru uzananı makbul sayılmaktadır. FEHMİ ATEŞ
Hatay,Nizip,Kahramanmaraş,Osmaniye,İskenderun,Kilis ve gazi Antep gibi illerimizde yaygın olarak beslenmektedir.
2-Çiçelerin hepsinde ön tepe bulunmaktadır.Tepesiz olanları olsada tepeliler makbul sayılmakdadır.( NOT:Ön Tepe basık olmamalıdır. )
3-Genelde ufak olarak yaygın olsada genel olarak iri yapılı olanları kabul edilmekdetir. Ufak kafa yapısına sahiptirler.
4-Göz renkleri ve gaga yapıları olarak; Gaga yapısı olarak küçük gaga yapısına sahiptir.
Siyahların göz etrafı gaga ve burnu beyazdır.
Beyazın ise gözü siyah gagası burnu ve göz etrafı beyazdır.
Sarı ve kırmızınınki gözü sarı göz etrafı gagası burnu beyazdır.
Göv ( gök ) olanların ise göz rengi siyah göz etrafı gagası burnu beyazdır.
5-Gerdan olarak küçük bir gerdana sahiptir.
6- Kuyrukları genel olarak 12 veya 14 telek ( fek ) arasında degişmektedir.
7-Ayakları paçasız,tozluksuz ve kırmızı olmalıdır.
8-250 veya 300 gram ağırlığında olmalıdırlar.
9-Çiçelerde dönme,takla,oyun,dalıcılık gibi özellikler bulunmamaktadır.
ŞANLIURFA
Mail: atesfehmi@hotmail.com
Yabani güvercinler eski devirlerde gübre ve eti için beslenmişlerdir. Güvercin gübresinin bitkiler için çok yararlı olduğunu gören çiftçiler bu gübreyi düzenli olarak elde edebilmek için çeşitli yollar aramışlardır. Anadolu’da güvercin yetiştiriciliğinin tarihinin M.Ö. 3000 yıllarında başladığı biliniyor. Gübre gereksinimi için yabani güvercin bakıcılığında, gübrenin düzenli toplanabilmesi ve birikmesini sağlayabilmek için bazı yapılara gereksinim duyulmuştur. Bu yapılar Kapadokya’da “güvercinlik” ve Diyarbakır’da “boranhane” olarak karşımıza çıkmaktadır.
Popularity: 100% [?]
Etiketler: aziz yıldırım, barış, barış güvercinleri, Barışın Sembolu, cinperi, güvercin ve barış, hakan ural, süs güvercinleri
Kategori Genel
ben bi tane arap var 4 minare boyu 25 taklayla geliyo dama videoları aticam izlersin