miski gümüşkuyruk sarı kafa miskeler paçalı takla güvercini çilli güvercin ırkları

Manisa Salihli güvercinleri,ege bölgesi güvercinleri satılık kuşlar Çandır muabere bango,Soma güvercinleri,akhisar güvercinleri, salihli güvercinleri,Kırkağaç güvercinleri,Bandırma Güvercinleri,Uşak güvercinleri,bursa güvercinleri,Antalya kemalpaşa güvercinleri satılık güvercinler,Turgutlu güvercin festivali festivalleri
Gönderen Blogspot zaman: 07:58 0 yorum
Etiketler: 2009 izmir güvercin festivali, 2009 manisa güvercin festivali, Amasya Güvercinleri, Güvercin Irkları, İzmir Güvercin Resimleri
izmir güvercin resimleri güvercin kuş
Gönderen Blogspot zaman: 02:10 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları, Maverdi ve ZırhlıAynalı Akdeniz Güvercinleri, Tekirdağ Güvercin Resimleri
Gönderen Blogspot zaman: 11:39 0 yorum
Etiketler: Ankara Güvercinleri, Güvercin Bakımı, Güvercin Irkları, Malatya Güvercinleri, Manisa Güvercinleri, Mardin Güvercinleri, Osmaniye Güvercinleri, Yavrular
8 2,095 Görüntülenme 1 Yorum
Bu ırkın yetiştirme amacı taklalı performans ve fiziksel güzellik üstün bir seviyeye getirilirken aynı zamanda ırkların geleneksel özelliklerinin korunmasıdır. Usta bir taklacı yetiştiricisinin üretici olarak dünya çapında bütün öteki ırkların besleyicilerinden daha yüksek bir seviyede olması gerekir.
Elindeki kuşların gerçek aslını bilmek ve bunları geldikleri damarın özelliklerine göre, geleneksel yöntemlerle üretirken kuşların performansını ve aynı zamanda fiziksel özellilerini geliştirmek bir sanattır.
Bu seviyede kuşçuya günümüzde rastlamak ender bir hale gelmiş olup, güzelim taklacılarımız tarihi özelliklerini yitirmeye başlamıştır. Bunun başlıca nedenlerinden birisi eskiden olmıyan şehirler arası kuş transferidir. Taklacıları yetiştirmenin sadece performans olduğunu düşünen yetiştiricilerin yıllarca başka yörelerden kuşlar getirip kendi kuşlarıyla kırmalarından dolayı geçmişte bir birinden çok farklı olan değişik sehirlerin kuşları bu gün bir birine çok benzer hale gelmişlerdir.
Usta bir taklacı besleyicisinin kuşlarından önce kendi bazı kişisel özelliklerinin olması gerekir. En başta güvenilir, açık sözlü, kuşları kadar doğayı, insanları seven ve sayan birisi olmalıdır. Bunlardan sonra birisi gerçek bir kuşçu olma yoluna çıkabilir.
Şimdiye kadar kaç kuşçuyu ziyaret ettim bilmem. Tanıdığım en iyi insanlarıda, en tuhaf insanlarıda bu sayede görmüş oldum. Fakat bir şeyi hatırlarım, o da kuşları ne kadar iyi olursa olsun hiç kimsenin hileci, yalancı, sahtekar birisini bana usta kuşçu olarak tavsiye etmediği.
Ustaların dışında çok iyi kuşçular var. Tahminim sizlerinde tanıdığı bir kaç kişi vardır. Dikkat edilmesi gereken şey, bu kişilerin kuslarına bakıldığında ya çok iyi oynayan kusların olması yada çok güzel fakat averaj performanslı kuşlara rastlanması.
Daha öncede dediğim gibi ikisini birlikte yapabilmek zoru yapmaktır.
Bu yazıda taklacılarımız hakkında kendi bilgi ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
BÖLGESEL ÖZELLİKLER
Ülkemizin batı kısımlarında taklacılar Mardin olarak bilinir. Doğudaki gibi geleneksel taklacı yetiştiricilerine bunu anlatmak bildiğiniz gibi biraz zor… Haklılarda.
Belki günümüzde çoğu kuşçunu elindeki taklacılar bir birine benzeyebilir ama bu her zaman böyle değildi. Hatta günümüzde az bulunsalar bile kendi bölgelerinin özelliklerini taşıyan taklacıları üreten usta kuşçulara hala rastlamak mümkün.
Kısaca her bölgenin kuşlarının bir birinden azda olsa farklı özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Çoğu kuşçu için önemsiz bir ayrıntı olarak görünebilir ama tahminim aramızda hala bu özelliklere önem verenlerimiz var.
Mardin
Bu ırkların içinde en irisi olmasının dışındaki farkı sadece koyu mavi, mavi, açık mavi, dumanlı, arap ve beyaz renklerinde olup gül ve tepe özelliklerinin olmamasıdır. Geniş göğüs yapısı klasik bir fiziksel özelliğidir. Alçak ve uzun saatler uçmayı seven bu ırk tek uçurulmayı tercih edip performansını en iyi böyle gösterir.
Urfa
Klasik Urfanın en belirgin özelliği kanatlarını düşük tutması (kuyruğunun altında taşıması). Kafa yapısının biraz daha köşeli olması, alnının öteki ırklara göre daha dolgun olması ve Araplarında göz çevresi halkasının hafifde olsa tüysüz ve belirgin olması öteki belirgin özellikleri. Urfa Mardinle aynı renklerde gelmesinin yanında bizim “açık” dediğimiz ama Türkiyenin çoğu yerinde Arapça “sabuni” diye bilinen rengin sarı yerine koyu kahverengi (morumsu) göğüs rengiylede gelir. Çoğu taklacı Rus ırkının atasıdır ve hala Rusya’da Urfainski diye kuşlar beslenmektedir. Urfayı pür halinde bu gün bulabilmek bayağı zor. Bazı geleneksel kuşçularda bulmak mümkün ve bence pahası biçilmez değerde kuşlar. Uçuş özellikleri Mardin ırkının benzeridir.
Sivas
Bu renklerin üstüne bizim kınalı dediğimiz renkleride eklemiştir. Dolayısıyla kınalı çilli (Miski), gümüş çilli (Çakmaklı) ve açık (Sabuni) bu şehrimizin bize armağanıdır. Çakmaklıların soyu mavilerden, sabuni ve miskinin soyu kahverengilerden gelmektedir. (Baska ırklardada sabuni ve miskiye rastlanılır fakat bu renkler kahverengiden değil mavilerden gelmektedir.) Sivas kuşlarının en farklı yanlari öteki ırklara göre başlarının daha küçük (minyon) ve gagalarının daha ince bir yapıya sahip olmasıdır.
Performans bakımından Mardin ve Urfaya nazaran daha az uçar fakat daha sık oynar. Bunun yanında yere dalış seviyesi bütün ırklarımız içinde en alçak olanıdır. İyisi daldığında kuyruğunu ayaklarını yere değdirmeden bir süre yere sürüp takla kombinasyonuna başlar. Eski kuşçuların yaptıkları yarışlarda kuşun yere ne kadar kuyruk sürdüğünü ölçtükleri söylenir. Daha sık oynamasına karşın Kombinasyonları (takla atıp tırmanış) Mardin ve Urfa’ya göre daha kısadır. Sivasda gülde (ön tepe) vardır.
Ankara
Bütün ırklarımızın en küçüğüdür. Vücudu kafası ve kanatları dahil. Ankara gümüş ve kahverengi renkleri dışında her renkte gelir fakat her zaman renk kirlidir. Kirli olarak rengin canlı olmamasını kastediyorum. Maviler yabani güvercin mavisi gibi koyu ve sisli mavidir. Araplarsa hic bir zaman koyu arap olmayıp daha açık renktedir ve kanatlarındakı şeritler (mavilerde oldugu gibi) siyah rengin altında bellidir. Bunun nedenide genetik olarak gerçek arap olmayıp çok koyu maviden gelmeleridir. Bu kuşların bir birine vurulmasıyla koyu mavi elde edilmesi normaldir. Limon, portakal, şeker ve kırmızılar her zaman gırimsi (kül rengine yakın) bir renkle kaplıdırlar. Bu dört renkten birisine sahip olan bir Ankara kuşunun hiç bir zaman kuyruk ve kanat uçlarının süt beyaz olmaması ve gırimsi bir beyaz olması lazımdır. Bizim açık (boz) dediğimiz ve çoğu güvercin yetiştiricilerinin kirli sabuni olarak bildiği renk bu şehrimize aittir. Aslında bu renk sabuni ile ilgili olmayıp mavi renginin bir tonudur. Benzer bir renk durumu kahverengilerdede mevcuttur. Açık kahverengi olarak bilinen bu renk aslında yine maviden gelme olup gerçek kahverengi rengiyle ilgisi yoktur. Bunu anlamak için basit bir test kuşun büyük teleklerine bakmakla yapılabilir. Gerçek kahverengi güneşin etkisiyle renk kaybına uğrar. Bu nedenle kuşun kanadı açıldığında en uzun tüyün kanat kapalıyken bir önceki tüy tarafından tapatılmış kısmı (güneş görmiyen) en uzun tüyün uç kısmından daha koyudur. Sanki bir gölge gibi görünür. Bunu Ankara kahverengilerinde göremezsiniz.
Ankaranın en önemli özelliği ise performansıdır: Öteki ırkların aksine taklalarının arasında çok az bir zaman vardır ve çok daha sıkı takla atarlar. Her takladan sonra hafif (çoğu zaman dikkati çekmiyecek kadar) bir yükseklik kaybedip tırmanışa çıkar. Tırmanışı öteki ırklara nazaran biraz daha kısa fakat daha fazla kombinasyonla (her takla atıp tırmanışa bir kombinasyon dersek) doludur. Damarı sert olanlar delicesine takla atar ve kısa bir süre uçurulmayınca tutulur (takladan uçamamak). Oyunlarının sertliği ve klasik fiziği ile benim en favorim olan taklacı türüdür. Ankara güvercin yetiştiricileri Türkiye’de belkide tek kendi ırklarına sahip çıkmış yörenin yetiştiricileridir. Bu ırkı pür halinde bulabilmek Ankarada oldukca kolaydır.
Gönderen Blogspot zaman: 12:11 0 yorum
Etiketler: Güvercin Çiftleşmesi, Güvercin Irkları, Kuş Hastalıkları, Miski Kurenk Resimleri, Uşak Güvercinleri
Dünyada “Tippler” adı ile tanılan bu güvercinlere, ülkemizde İngilizce’den kısaltılarak kısaca “Tip” adı verilmektedir. Ülkemizde yerli bir ırk olmayıp tamamen ithaldir. Son yıllarda yurdumuzda da yetiştirilmeye hatta kuş pazarlarında bile rastlanmaya başlanmıştır. Tippler kelimesi İngilizce’de “Akşamcı” anlamına gelmektedir. Bu kelime İngiltere’de olduğu gibi bizde de akşamdan akşama içkisini yudumlamayı adet haline getirmiş kişiler için kullanılan bir değimdir. Bu güvercinlere akşamcı denmesinin nedeni, bu kuşların gece de uçuşlarını sürdürebilmelerinden kaynaklanmaktadır. Tip ırkının orijininin Asya kökenli ve Hindistan–Pakistan merkezli olduğu bilinmektedir. Asya kökenli güvercin ırklarının bir çoğu gibi bu ırkın da sonradan Avrupa’ya gönderilmiş olduğu bir gerçektir. Ünlü gezgin Marco Polo, 13. yüz yılda bu olaya tanıklık edenler arasındadır. Daha sonradan ipek yolu rotası boyunca özellikle 16. yüz yılda çeşitli güvercin ırklarının Avrupa’ya taşındığını bilinmektedir. Güvercinlere olan merakları ile bilinen Moğol hükümdarlarının bu konuda önemli rol oynadıkları bilinen bir gerçektir. Tip ırkının da bu hükümdarlar aracılığı ile ilk kez İngiltere’ye gönderilmiş olduğu düşünülmektedir.
İNGİLİZ TİPPLERLERİ
İngiltere’de Manchester kentinin güneyinde yer alan ve küçük bir kasaba olan Macclesfield’de bu güvercinlerin eski dönemlerden beri var oldukları bilinmektedir. 1875 yılında “Cumulet” ve bazı taklacı türlerin melezlenmesi sonucu elde edilmiş bir ırktır. Tip ırkı güvercinler, eski dönemlerde ipek üretimi ile tanılan bu kasabadan diğer komşu illere de yayılmıştır. Özellikle Sheffield’da yaygınlaşmışlardır. Bu nedenle Sheffield ve Macclesfield Tipplerleri bilinen iki ünlü Tippler türüdür. 1930 yıllarda var olduğu bilinen Sheffield hayvan pazarında Tippler yetiştiricileri toplanmaktaydılar. Bu hayvan pazarı 1939 yılından sonra II. Dünya savaşının başlaması ile birlikte ortadan kalkmıştır. Sheffield’da “Macs” adı ile anılan Macclesfield Tipplerleri, daha iyi gece uçuş özellikleri kazanabilmeleri için farklı güvercin ırkları ile kırılarak geliştirilmişlerdir. Bu kırılmalar sonucu gösteri ve yarış kuşları olarak farklı uçuş özellikleri bulunan tippler çeşitleri geliştirilmişlerdir. Bugün bilinen tipplerler bu kırılmalar sonucu elde edilmişlerdir.
UÇUŞ ÖZELLİKLERİ
Tip ırkı güvercinler birer performans kuşudurlar. Uzun süreli ve yüksek uçmalarının yanı sıra gece de uçuşlarına devam etmeleri en karakteristik özellikleridir. Bu güvercinler nokta yükseklikte 10–15 saat arasında çok rahat uçuşlarını sürdürebilmektedirler. Hava karardıktan sonra da en az 2 saat kadar uçuşlarına devam ettikleri bilinmektedir. Her zaman yuvalarına geri dönme özellikleri, akıllı davranışları, yuvasına çabuk alışması ve enerjik görünümleri ile sempatik ve cana yakındırlar. Uzun uçucu olmaları nedeni ile uçuş için sabahın erken saatlerinde salıverilirler. Sabah 0.6 saatleri uçuş için uygundur. Daha geç saatlerde uçurulduklarında geri gelebilmeleri zorlaşmaktadır. Uçuş sırasında hava koşullarının iyi olmasına dikkat edilmelidir. Her zaman aç olarak uçurulurlar. Ancak uçuştan 2 saat öncesinde sabah 0.4 saatlerinde su içmeleri sağlanır. Çünkü bu kuşlar uçtuktan sonra yere sadece susadıkları için inerler. Yuvalarına geri geldikten sonra akşamüzeri günde bir kez olmak üzere yemlenirler. Verilen yem karışımları içersinde suyu emen taneler olmamasına dikkat edilir. İdeal uçuş grubu 5–7 kuştan oluşmaktadır. Ülkemizde tip yetiştiricileri daha çok kelebek ve dönek gibi dalıcı dönücü ırkları daha yükseltebilmek amacıyla tipler ile birlikte uçurma amacıyla bu ırka eğilim göstermektedirler. Uçuş sezonu öncesinde en az 3 ay dinlenmeye alınırlar ve uçurulmazlar. Hatta bu süre içinde kanat telekleri çekilerek yeni tüy gelmesi sağlanır. Bu süre içinde mineral ile vitamin takviyeleri ile çok iyi beslenirler. Bakımları ve yetiştirilmeleri aynı posta güvercinlerinde olduğu gibi özen ve sabır gerektirir.
FİZİKİ YAPILARI
Fiziki yapı olarak orta büyüklükte kuşlardır. Baştan kuyruğa doğru gidildiğinde incelen bir yapı gösterirler. Başları yuvarlak ve düzgündür. Boyunları orta uzunlukta ve kalınlıktadır. Gaga hafif ince ve orta uzunluktadır. Uzun gaga istenmeyen bir durumdur. Gaga rengi genellikle siyahtır. Ancak bazı renklerde kemik rengi gaga da kabul edilmektedir. Kanatlar kuyruk üzerinde taşınır. Kuyruk 12 telekten oluşur. Dar ve düz bir yapıda olan kuyruk biraz uzun görünümlüdür. Gözler inci göz tabir edilen şekilde açık renkli ve parlak olmalıdır. Çok belirgin olmayan göz çevresi halkası gri renklidir. Kısa ve kuvvetli olan bacaklar koyu kırmızı renkte olmalıdırlar. Ayaklarda paça bulunmaz. Ülkemizde bazı Tip ırkı güvercinlerin paçalı oldukları bilinmektedir. Bunlar paçalı bazı ırklarla kırılma sonucu geliştirilmişlerdir. Ayak tırnakları genellikle siyah renk olur ancak bazı renklerinde kemik renk tırnak bulunabilir. Tip ırkında bir çok renk çeşidi vardır. Şeritli ve şeritsiz olanları bulunur. Beyaz renk üzerinde genellikle farklı renkli tonlarda benekli bir yapıya sahiptirler. Ülkemizde son yıllarda yurt dışından getirilerek yetiştirilmeye başlanmış olan bu ırkın fazla yaygın olduğunu söyleyemeyiz. Ara sıra İstanbul ve Bursa gibi büyük kuş pazarlarında rastlanmaktadır.
Yazan: Yavuz İşçen
E-posta: boletus@mynet.com
Gönderen Blogspot zaman: 11:10 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
POSTA GÜVERCİNLERİNİN KÖKENİ VE GELİŞTİRİLMESİ
“Posta güvercini” kavramı oldukça geniş bir anlama gelmektedir. Çok eski dönemlerden beri çeşitli güvercin ırkları dünyada posta güvercini olarak kullanılmışlar ve adlandırılmışlardır. Günümüzde posta güvercini denildiğinde dünyada son 200 yıldır geliştirilmiş olan ve artık daha çok yarış amaçlı yetiştirilen güvercin ırkı akla gelmektedir. İngilizce’de “Homing Pigeons” adlandırması posta güvercini anlamına gelmektedir. Ancak daha çok yarış amaçlı yetiştirilen modern posta güvercinlerini tanımlamak içinse, “Racing Pigeons” kavramı kullanılmaktadır. Ülkemizde ise bu güvercinlere “Posta Güvercini” ya da “Postalı” denilmektedir. Bu ırkın gelişimi hakkındaki bilgiler kesin kanıtlara dayanmamakla birlikte, 1800 yılların başından itibaren Belçika’da geliştirildikleri bilinmektedir. O yıllarda Belçika’da bu ülkenin eski ırklarından biri olan “Smierel” adı ile bilinen güvercinler, posta güvercini olarak kullanılmaktaydılar. Smierel ırkı köken olarak Owl ırkı güvercinlerden gelmeydi. Posta güvercini yarışlarının yaygınlık kazanmasına bağlı olarak, bu ırk geliştirilmeye çalışıldı. Kökü Carrier ırkından gelen Dragon ırkı ve bazı taklacı ırklarla kırılarak ırka uzun uçuş özellikleri katılmaya çalışıldı. Bu çalışmalar sonrasında 1815–1825 yılları arasında geliştirilen yeni ırka “Antwerp Smierel” adı verildi. Antwerp ırkı daha başarılı sonuçlar almaya başlamıştı. Bunun üzerine Antwerp ırkının geliştirilebilmesi için çalışmalara başlandı. Antwerp ırkı 1850–1875 yılları arasında Runt ile Ortadoğu kökenli olan Carrier ve Bağdat ırkları ile kırıldı. Elde edilen yeni ırk daha da başarılı idi. Böylece 100 yıllık bir sürecin sonunda daha ideal bir posta güvercini ırkına ulaşılmış oldu. Bugün bilinen modern posta güvercini ırkı, 1900 yıllarının başından itibaren son şeklini almış oldu.
POSTA GÜVERCİNLERİNİN TARİHİ
Posta güvercinlerinin dünya üzerindeki geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Bu konudaki ilk kayıtlar M.Ö 1200 yıllarına kadar gitmektedir. Bu yıllarda Mısır’da güvercinlerden haberleşme amacı ile yararlanıldığı bilinmektedir. Yani günümüzden yaklaşık 3200 yıl kadar önce bu güvercinlerin ilk ataları yetiştirilmekteydi. Daha sonraki dönemlerde haberleşme amaçlı yetiştiricilik farklı ülkelere de yayılmıştır. M.Ö 300 yıllarında Çin’de güvercinlerle bütün ülkeyi kapsayan bir haberleşme ağı kurulmuştur. Özellikle savaş sırasında ki haberleşmelerde güvercinler önemli bir rol oynamışlardır. Cengiz Han’ın seferleri sırasında haberleşme amaçlı posta güvercin kullandığı bilinmektedir. Bağdat halifelerinin de güvercinlere çok değer verdiği bir gerçektir. Suriye’nin güçlü hükümdarı Nureddin (1146–1174) Mısır’da yıllarca çok iyi işleyen bir güvercin posta şebekesi kurmuş olması ile ünlüdür. Bu amaçla kullandığı güvercinlerin ayak ve gagalarını kendi şifreleri ile işaretlemiştir. Kullandığı güvercinler Irak’tan getirilen boyunları renkli ve benekli beyaz güvercinlerdi. Eski Yunan ve Roma’da da savaşlar sırasında güvercin kullanımı yaygındır. İslam öncesi Orta Asya’da bulunan Türk devletleri ile Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılarda da güvercinler hem haberleşme hem de güzellikleri için yetiştirilmişlerdir. Anadolu’da Yapılan kalelerin bazılarında posta güvercinleri ile haberleşme amaçlı güvercinlikler inşa edilmiştir. Bunların güzel bir örneğini Adıyaman’da Memlük egemenliği döneminden kalma Yeni Kale’de görebiliriz. Son büyük savaşlar olan I. Ve II. dünya savaşlarında da güvercinlerden haberleşme amaçlı yararlanılmıştır. Hele telsiz ve telefon görüşmelerinin yapılamadığı anlarda posta güvercinleri çok işe yaramışlardır. Hatta savaş sonrası hizmetlerinden ötürü madalya verilmiş posta güvercinleri bile bulunmaktadır.
OSMANLI DEVLETİNDE POSTA GÜVERCİNİ YETİŞTİRİCİLİĞİ
Osmanlılarda haberleşme amaçlı kullanılan güvercinlerin başında “Bağdat” güvercini gelmektedir. Bağdat güvercinleri o dönemde gerçektende çok kıymetli ve değerli olarak kabul edilmekteydiler. Uzun uçması ve yuvasına bağlılığı onu, iyi bir posta güvercini haline getirmiştir. Anadolu’da eski devirlerde “salma kuşu” olarak kullanılmıştır. Bir yere yuvasını yaptıktan sonra, başka bir yere alıştırmak imkansız gibidir. Aradan 10 yıl bile geçse bıraktığınızda ilk yuvasını bulur. 1600’lü yıllarda Evliya Çelebi Bursa’dan bırakılan kuşların İstanbul’a hemen ulaşabildiklerini belirtmektedir. Osmanlı dönemi öncesinde Bağdat güvercinlerinin Türkler tarafından posta güvercini olarak kullanılmaya başlaması Büyük Selçuklular döneminde başlamıştır. 1000 li yılların başlarından itibaren bugünkü Ortadoğu bölgesinde egemen olmaya başlayan Büyük Selçuklular, Tuğrul beyin 1055 yılında Bağdat’a girmesi ile birlikte bölgeye bütünü ile egemen olmuşlardır. Bu yıllarda Bağdat güvercinleri Türkler tarafından posta amaçlı olarak kullanılıyorlardı. Daha sonra I. Haçlı seferi olarak bilinen ve 1098 yılında Kudüs’ün alınması ile son bulan savaşlar sırasında Türklerin, Bağdat güvercinleri aracılığı ile haberleşmeyi sağladıkları bilinmektedir. 1169 yılında Eyyubi hanedanlığının ilk hükümdarı olarak Mısır’a hükümdar olan Selahaddin Eyyubi’nin haçlı orduları ile olan savaşları sırasında ve özellikle de III. Haçlı ordularının 1191’de Akka kuşatması sırasında bütün haberleşme sistemini Bağdat güvercinleri ile sağladığı bir gerçektir. Haçlı orduları vurdukları bir güvercin sonucu bu haberleşmenin varlığını ortaya çıkarabilmişlerdir. Bu olaydan sonra o yıllarda Avrupa’da unutulmaya yüz tutmuş olan posta güvercini ile haberleşme geleneği yeniden canlandırılma yoluna gidilmiştir. Bu amaçla 1191’den sonra bazı Bağdat güvercinleri Haçlı orduları aracılığı ile Avrupa’ya götürülmüştür. Bağdat ırkı güvercinlerin Avrupa’ya ilk gönderilmeleri bu şekilde gerçekleşmiştir. Bağdat ırkı güvercinler çok sonraları 1800 lü yılların başlarında bugünkü modern posta güvercinin elde edilmesi sırasında kullanılacaklardır. 1190 lı yıllarda Bizans İmparatorluğu aracılığı ile Anadolu’ya da hakim olan Haçlı orduları, İskenderun ile İstanbul arasında Bağdat güvercinlerini kullanarak bir haberleşme sistemi yaratmayı başarmışlardır. Bağdat güvercinlerinin Anadolu’da kullanımları 1200 lü yılların başında bu şekilde başlamıştır. Bir yüz yıl kadar sonra Osmanlıların Anadolu’da egemenlik kurmalarını takiben bu güvercinlerin kullanımının devam ettiği bilinmektedir. Osmanlı ordularının seferleri sırasında sepetler içinde bir çok güvercin taşındığı ve bunların haberleşme amacı ile kullanılan Bağdat güvercinleri olduğunu tarih kitapları yazmaktadır. Görüldüğü gibi Osmanlılar da başlangıçtan beri savaşlarda haberleşme amaçlı posta güvercini kullanmaktadırlar. Hatta Diyarbakır’ın Osmanlı topraklarına katılması böyle bir güvercinin ulaştırdığı haber sonucu olmuştur. Şah İsmail ve onun denetimindeki Karahan komutasında bulunan İran orduları, Diyarbakır kalesini kuşatmıştır. Kale halkı kuşatmaya karşı direnmiş ancak açlık ve kıtlık sonucu teslim olma noktasına gelmiştir. Tam bu noktada halkın imdadına bir posta güvercini yetişmiş ve Osmanlı ordusunun Bıyıklı Mehmet Paşa komutasında büyük bir ordu ile İstanbul’dan yardıma geldiği haberini getirmiştir. Bunun üzerine halk direnişe devam etmiştir. Bu ordunun Diyarbakır’a ulaşması sonrası 10 Eylül 1515’de Diyarbakır Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bu tarihten sonra her 10 Eylül gününde Diyarbakır’da kurtuluş şenlikleri düzenlenmesi bir gelenek haline gelmiştir. Bu şenliklerin en önemli özelliklerinden biri de güvercin yarışmaları düzenlenmesi ve yarışı kazananlara altın olarak ödül verilmesidir. Bu gelenek, Diyarbakır’da 400 yıl yaşatıldıktan sonra ne yazık ki I. Dünya savaşının kıtlık dolu yıllarında ve onu izleyen Cumhuriyet döneminde unutularak terk edilmiştir. Osmanlı’da posta güvercini yetiştiriciliği askeri amaçlı olarak ele alınmaktadır. Bu konuda elimizdeki en eski belge 1890 tarihlidir. Bu belge, Osmanlı ordusunda askeri amaçlı posta güvercini yetiştirilmesini öngörmektedir. Bu tarihten itibaren Osmanlı ordusu posta güvercini alımları yapmakta ve bunların eğitimi ile ilgili çalıştığını bilmekteyiz. 1897 tarihli bir belgede “güvercin posta muhafazası” adlı bir icadın Paris’teki Osmanlı büyük elçiliğine gönderildiğini öğreniyoruz. 1895 yılında yazılmış “posta güvercinlerinin terbiyesi” adlı bir yazı Osmanlı devlet arşivinde bulunmaktadır. Gene savaş zamanı Kerç ile Kefe ve Sivastopol arasında haberleşmede kullanılmak üzere posta güvercini eğitildiği 1898 tarihli bir belge ile bilinmektedir. 1895 tarihli bir başka belgeden ise, Rus filosunun Karadeniz’deki manevraları nedeni ile İstanbul ve Nikolajow veya Sivastopol arasında haberleşmenin sağlanması amacı ile Büyükdere’deki Rus büyükelçisinin konağının bahçesine bir posta güvercini istasyonu kurulduğunu öğrenmekteyiz. Bu yıllarda posta güvercinleri askeri amaçlarla kullanılmakla birlikte ordu içinde sistemli bir organizasyon bulunmamaktadır. Posta güvercinleri bu dönemde resmen Türk ordusunda bir haberleşme aracı olarak tanınmış değildir. Çıkartılmış olan bazı talimnameler ile konu düzenlenmiş durumdadır. Ancak ordu içinde bu konuda bir sistem kurabilme çabaları gözlenmektedir. Bu amaçla 16 ekim 1901 tarihinde ordu içinde “Türkiye Güvercin Postaları” kurulması için bir karar alınmışsa da düzgün bir askeri yapılanma oluşturulamamıştır. Oysa o yıllarda, Birinci Dünya Savaşı sonrasında (1918) Fransız ordusunda yararlanılabilir durumda 30.000 posta güvercini bulunduğu bilinmektedir.
AVRUPA’DA GÜVERCİN POSTALARI
1900 lü yıllara gelindiğinde, Avrupa’da Posta güvercini kullanımı oldukça gelişmiş durumdadır. 1870-1871 yılları arasında bir yıllık süre içinde Avrupa’da posta güvercinleri ile taşınan posta sayısı, 115 bin resmi ve 1 milyon gayri resmi olmak üzere 1.115.000 kadardır. İlgililerin o yıllarda yaptığı bir hesaba göre, bir yıl içinde taşınan bu posta eğer kitap haline getirilmiş olsaydı 500 ciltlik bir kütüphane oluşturabilirdi. Bu kadar çok mektubun taşınabilmesinde Mösyö Drajon adlı bir kişinin geliştirdiği “Hardbin” yöntemin payı çok fazladır. Bu yöntemde güvercinlerle gönderilecek mektuplar fotoğraf tekniği kullanılarak 1/800.000 oranında küçültülebiliyordu. Bu yöntemle çekilen fotoğraflar, jelatin bir zar üzerine nakledildikten sonra, bu zar bükülerek, bizim şu an kullandığımız ilaç tüplerine benzer ağzı kapaklı alüminyumdan yapılma bir kap içine koyuluyordu. Bu küçük tüp ya güvercinin ayağına ya da kuyruk teleklerinin ortasındaki tüylerden birine bağlanıyordu. Eğer ayağa bağlanacaksa kuşun dengesini yitirmemesi için her ayağa birer tüp bağlanmaktaydı. Tüplerin bağlanması sırasında bal mumuna batırılmış ipler kullanılmaktaydı. Bu şekilde üzerine tüp bağlanan güvercinler uçuruluyordu. Güvercinler varması gereken yere ulaştıktan sonra, postanın okunabilmesi için, amonyaklı su içinde işleme tabi tutulması gerekiyordu. Bu sistem sayesinde gerçekten çok sayıda mektup aynı anda taşınabilmiştir.
CUMHURİYET YILLARINDA POSTA GÜVERCİNİ YETİŞTİRİCİLİĞİ
Osmanlı sonrası Cumhuriyetin ilk yıllarında da ordu içinde posta güvercinlerinin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Ülkemizde güvercinler konusunda yayınlanan ilk kitap 1925 tarihlidir. Bu kitap posta güvercinleri ile ilgili olup Osmanlıca’dır. Nuri Halil adlı bir yüzbaşımız tarafından yazılmış olan 48 sayfalık bu kitap, “Muhabere vasıtalarından güvercin usul-i talim ve terbiyesi” adını taşımaktadır. Bu kitaptan öğrendiğimize göre 1925 yıllarında ordu içinde bir takım düzenlemeler yapılmış olmakla birlikte, hala posta güvercinleri konusunda ciddi bir yapılanmanın olmadığını anlıyoruz. 1931 ve 1936 yılları arasında Cumhuriyet arşivi kataloglarında posta güvercini yetiştiriciliği ile ilgili çeşitli kayıtlar bulunmaktadır. Bu kayıtlardan o dönemde posta güvercini alış verişinin Rusya ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Rusya’dan güvercin istasyonları, muhabere malzemeleri, güvercin maskeleri ve selloloit halka (Marka) alındığı bu kayıtlarda görülmektedir. 1936 yılına ait bir kayıtta 5000 adet selloloit halka sipariş edilmiş olması ordunun posta güvercini sayısı hakkında kısmen bir fikir vermektedir. 1938 ve 1953 yıları arasında Türk Ordusunda posta güvercini yetiştiriciliğinin daha da yaygınlaştığını konu ile ilgili bazı belgelerden anlamaktayız. Özellikle 2. Dünya savaşı yıllarında, savaş sırasında posta güvercini kullanımının dünyada yaygınlaştığı yıllarda ülkemizde de bu konuda bir hareketlenme yaşanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü arşivinde bulunan bazı belge ve yazışma kayıtlarından anladığımıza göre 1954 yılı başında Türk Ordusunda posta güvercinlerinin muhabere (haberleşme) amaçlı kullanımına son verilmiştir. Günümüzde posta güvercini yetiştiriciliği daha çok sportif ve yarış amaçlı olarak yapılmaktadır. Posta güvercini yetiştiricileri dünyada çok ciddi ve büyük örgütsel donanıma sahiptirler. Dünyanın neredeyse her ülkesinde kulüpleri bulunmaktadır. Ülkemizdeki posta güvercini yetiştiricileri de son yıllarda hızla örgütlenmekte ve çeşitli dernek, kulüp gibi organizasyonlar altında toplanmakta ve yarışlar düzenlemektedirler.
CASUS VE PROPAGANDİST POSTA GÜVERCİNLERİ
Konu iletişim olduğunda işin içine başlangıçta tahmin edilemeyen bazı hususlarda katılabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulduğu dönemlerden itibaren stratejik önemi nedeni ile çeşitli casusluk ve özellikle de 2. Dünya savaşı sonrası soğuk savaş yıllarında SSCB kaynaklı propaganda faaliyetlerinin etkisi altında kalmıştır. Bu faaliyetlerde bir çok araç kullanılmakla birlikte posta güvercinleri de kullanılmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü arşivleri incelendiğinde bu konuda bir çok şaşırtıcı belge ile karşılaşılmaktadır. Bu belgeler, Türkiye içinde bulunan ve yabancı ülkeler adına çalışan casuslara yurt dışından gönderilen haberlerden, sadece propaganda amacı ile gönderilen çeşitli mektup ve broşürlere kadar değişiklik göstermektedir. Posta güvercinleri ile sürdürülen bu tür faaliyetlerin saptanması üzerine, Türk yetkili makamları çeşitli önlemler alarak korunabilme yoluna gitmişlerdir. İlk alınan önlem ayağı halkalı her türlü kuşun sağ ve diri olarak bulunması halinde yetkili makamlara teslim edilmesi zorunluluğunun getirilmiş olmasıdır. 1938 yılında o dönemdeki adı Dahiliye Vekaleti olan İçişleri Bakanlığından bütün valiliklere gönderilen belgelerden bunu anlamaktayız. Bu zorunluluk sonraki yıllarda da bazı değişikliklerle birlikte devam etmiştir. Bu uygulamaya bağlı olarak ele geçen her türlü ayağı halkalı kuşun İçişleri bakanlığına ve posta güvercinlerinin de en yakın askeri garnizona teslim edilmeleri gerekmektedir. Bu uygulama Türk ordusunda kullanılan posta güvercinleri ile yabancı ülkelere ait posta güvercinlerini de içermektedir. (O yıllarda Türk ordusunda haberleşme amacı ile kullanılan posta güvercinlerinin ayağında alüminyum bir halka ve selloloit bir bilezik bulunmaktadır. Alüminyum halka üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi olan T.C işareti ve kuşun numarası yazılıdır.) Bu uygulama ile casusluk faaliyetleri engellenmeye çalışılırken bazı bilimsel çalışmalar da istenmeden engellenir hale gelmiştir. Çünkü kuşların ayağına takılan halkalar sadece casusluk ve propaganda amaçlı değil, çoğunlukla bilimsel amaçlarla takılmaktadır. Bilimsel amaçlarla ve özellikle kuşların göç yolarının saptanabilmesi amacı ile yapılan halkalama çalışmaları sonucu, bugün kuşlar hakkında bir çok bilgi elde etmiş durumdayız. Uluslar arası ornitoloji (kuşbilim) birliklerinin aldığı kararlar gereği bu tür kuşların taşıdıkları numaraların ait oldukları istasyonlara bildirilmeleri gerekmektedir. Türk hükümetlerinin ilgili birliklerce uyarılması üzerine, ilk tedbir olarak bu konudaki haberlerin basına yansıması yasaklanmıştır. Böylelikle hem ülkemizin uluslar arası topluluklarda bilime destek olmayan görüntüsü kısmen engellenmek istenmiş hem de casusların bu bilgileri gazeteden öğrenmelerinin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Çünkü gazete haberlerinde kuşun ayağında bulunan mesaj aynen yayınlanmaktaydı. Bu konuda Emniyet Müdürlüğü arşivinde, İçişleri Bakanlığı tarafından 1938 ile 1960 yılları arasında valiliklere gönderilmiş bir çok uyarı yazısı bulunmaktadır. Daha sonra haber taşıyan ayağı halkalı güvercinlerle bilimsel amaçlı halkalı kuşlar birbirinden ayrılma yoluna gidilmiştir. Bilimsel amaçlı kuşların Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Enstitüsü Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir. Bu konuda bakanlık ve üniversite arasında 1958 tarihli yazışma belgeleri mevcuttur. Üniversite daha sonra bunları biriktirip yıllık olarak yayınlama yoluna gitmiştir. Böylece bilimsel çalışmalara destek olunma yoluna gidilmiştir. Örneğin 1952 yılı ile 1953 yılları arasında ele geçirilen ayağı halkalı kuş sayısı 64 tanedir. İlgili üniversitenin 1961 yılında listelediği ayağı halkalı kuş sayısı ise 24 tanedir. Bu yıllarda ayağında bir posta muhafazası içinde yazılı bilgiler taşıyan bir çok posta güvercini çeşitli şekillerde ele geçirilmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü arşivlerinde bu konuda çeşitli belgeler bulunmaktadır. Ben burada konuyu fazla uzatmamak açısından bunlardan birkaç örnek aşağıya aktarmak istiyorum.
- 12 Kasım 1954, Kırklareli Vize ilçesi yakınlarında bulunan ölü bir posta güvercinin ayağından çıkan Bulgarca notun tercümesi: “BOEF bu güvercini salıyorum. Brodileşka patikasında 430.5 LOLO’ya söyle bize yemek bıraksın.”
- 17 Şubat 1944, Kars ili Sarıkamış ilçesi yakınlarında canlı olarak bulunan bir posta güvercininin ayağından çıkan Rusça notun tercümesi: “Haber veriyorum ki 3 parti gönderdim. İstikameti iyi tayin ediyorlar. Yumuşak ve hafif bir hava esiyordu. 12.95 kampı”
- 21 Temmuz 1938, Edirne’de ele geçirilen bir posta güvercininin ayağından çıkan Arapça notun tercümesi: “Onlar başları üzerinde uçuşan kuşları, kanatlarını açıp kaparken görmüyorlar mı? O kuşları havada tutan yalnız esirgeyen tanrıdır. O her şeyin iç yüzünü görür. Yoksa esirgeyen tanrıya karşı size yardım edecek askeriniz mi vardır? Siz kafirler ancak aldanmaktasınız. Şayet o rızkınızı tutacak olursa size rızkınızı kim verebilir? Hayır onlar boyun çekmekte ve haktan nefret etmekte ayak dirediler. 16.6.1938”
- 20 Mart 1939, Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde yakalanan Fransızlara ait bir posta güvercininin ayağından çıkan Fransızca notun tercümesi: “14 3 1939 saat 22 –23 raddelerinde Meydanekbez’e 40 müsellah hücum ettiler. Müsellahlar 200 mermi endaht ettiler. Hasarat yoktur. Bir kadını sağ omzundan yaraladılar. Müsademeden evvel telefon hatları Meydanekbez’e 2 km. kala kesilmiştir...” Bu notun Kürtdağında harekat yapan Fransız birliklerinin kendi iç haberleşmesi olduğu belirlenmiştir.
- 12 Ekim 1958, tarihinde Edirne ili İsmailce bölgesinde yakalanan bir posta güvercininin ayağından çıkan Bulgarca notun tercümesi: “Fişre’de traktör, nöbette 2 adam”
FİZİKİ ÖZELLİKLERİ
Normal güvercinlere göre biraz daha iri yapılı ve gramajlıdırlar. Düzgün biçimli yuvarlak bir kafa şekilleri vardır. Takka , perçem gibi uçuşu engelleyecek özellikleri bulunmaz. Gözler biraz iri olup “inci göz” tabir edilen şekilde olanları makbuldürler. Göz renkleri kırmızıdır. Göz rengi, kuş seçiminde alıcılar arasında önemli kriterlerden biridir. Göz çevresi halkası beyaz renk olup biraz belirgin olmaktadır. Siyah renk olan gaga, orta uzunlukta ve kalınlıktadır. Ayaklar paçasız ve açık kırmızı renktedir. Ayak parmakları biraz uzundur. Bacaklar da gene biraz uzun ve yay gibi gergin olurlar. Dik duruşlu ve gerçekten de sportmen bir görünümü olan güvercinlerdir. Kanatlarını kuyruğun üzerinde taşırlar ve kuyruk 12 telekten oluşur. Kanatlarda 10 ar telek bulunur ve en baştaki teleğin biraz dışa doğru bakması tercih nedenidir. Kanat altı örtü tüylerinin düzgün ve iyi gelişmiş olmasına dikkat edilir. Bu tüyler uçmayı kolaylaştırmaktadır. Farklı renk çeşitleri bulunmaktadır. Mavi, kırmızı, beyaz gibi renkleri yaygındır. Beyaz ve düz renkleri haricinde kanat üzerinde iki sıra koyu tonlu şerit bulunmaktadır. Genellikle kanat ve kuyruk kuşun kendi renginde olmaktadır. Bazen beyaz ile eşlemelerden kaynaklanan ve kanat telekleri beyaz olan kuşlara da rastlanmaktadır. Bu tür renk yapılanmalarının kuşun değeri üzerinde bir etkisi yoktur. Bu güvercinlerde asıl aranılan özellik uçuş performanslarıdır. Posta güvercinlerinde kuşun soyu çok önemlidir. Her kuşun bir şeceresi vardır. Kuşların ayaklarına daha yavru iken takılan markalarda kuşun hangi soydan geldiği belirtilir. Bu markanın karşılığı olan bir de kart olur. Buna “Pedigre” denilir ve bir çeşit kuşun nüfus kağıdı gibidir. Kalitesi test edilmiş bilinen soyların devam ettirilmesi gerekmektedir. Posta güvercini yetiştiricileri soyu belli olmayan kuşları kesinlikle almazlar. Bu tür kuşlar değersiz olarak kabul edilmektedir. Hatta bu konuda Belçikalıların atasözü haline gelmiş bir sözü vardır. “İyi soy aldatmaz” denilir.
POSTA GÜVERCİNLERİNDE SEÇİM VE GÖZLERİN ÖNEMİ
Evcil güvercin ırklarının tümünde gözler ırkın saflığını test etmede önemli bir göstergedir. Usta yetiştiriciler kuşun gözlerine bakıp kanında kırılma olup olmadığını anlama yetisine sahiptirler. Posta güvercinlerinde ise gözler daha da önemlidir. Posta güvercini yetiştiricilerimizden Rahmi Bozkır’ın “göz teorisi” olarak adlandırdığı görüşlerine burada kendi anlatımı ile aynen yer vermek istiyorum. Göz teorisi posta güvercinlerinde aranılan fiziksel vasıflarla ilgili olarak ortaya atılan diğer teorilerle beraber kuş seçmelerinde kullanılan bazı vasıflardan bir tanesidir. Genel anlamda konuya bakacak olursak bu vasıflar şu şekilde sıralanabilir. Göz, kanat, kuyruk, ayak, balans, vücut yapısı, tüy kalitesi vs. gibi. Bütün bu gözle görülen ve istenilen vasıflar kuşun mükemmel bir yarışçı veya damızlık olmasına yetmez. Sonuç itibariyle kimi kuşçular kuş seçiminde bu aranılan vasıflara çok ciddi anlamda önem verirken kimi kuşçularda sadece kuşun yarış performansını göz önünde bulundurur. Şu da bir gerçek ki yarışlarda son derece başarılı olan bir kuş mükemmel bir damızlık olacak diye kimse iddia edemez. Zira kuşun yarışçı vasıflarının üst düzeyde oluşu ile damızlık vasıflarının üst düzeyde olması aynı şeyler değildir. Şayet bu iş bu kadar basit olsaydı 2 tane şampiyon kuşu birbirine vurduğumuzda altından sürekli şampiyon kuşlar çıkması gerekirdi. Bir kuşun hakkında kesin karar vermek için onu damızlıkta da deneyip yarışlarda verdiği yavruların performansına bakıp buna göre damızlık vasfının yüksek olup olmadığına karar verebiliriz. Zira en “iyi seçici yarış sepetidir” Kısaca göz teorisinden bahsetmek gerekirse, kuşların gözünde 5 adet dairesel alan mevcuttur. Bütün uzmanların birleştiği tek nokta posta güvercininin göz yapısında bu 5 halkanın veya dairenin bulunması. Bu dairelere verilen isimlerin bazıları kişilere göre değişse de aranılan vasıflar son derece benzerlik arz ediyor.
1-Circle of pupil (Göz bebeği)
2-Circle of adaptation (Göz bebeğini çevreleyen daire)
3-Circle of correlation (İristen önceki son daire)
4-İris
5-Breeding circle (Damızlık dairesi), (Sağlık dairesi) veya yaygın ismi (Vermeyen ring)
1) Göz bebeği: Posta kuşunda en önemli özelliklerden bir tanesidir. Rengi siyah olmalı ve oval veya yuvarlak olmalıdır. Kuşun gözünü güneş ışığına tuttuğumuzda göz bebeğinin mutlaka buna refleks gösterip adete toplu iğne başı gibi küçülmelidir. İyi bir güvercinde göz bebeği mutlaka küçük olur. Göz bebeği büyük olan güvercinler uzun ve zorlu yarışları bitiremez. Zira bu güvercinlerin gözleri güneş ışınlarından çok fazla etkilenir.
2) Göz bebeğini çevreleyen daire: Bu dairenin içersinde güvercinlerin yarışçı özeliklerini gösteren yatay ve dikey çizgiler mevcuttur. Bu çizgiler hızı ve kuşun takribi mesafeni gösterir. Bunun dışında iyi bir damızlık güvercinde bu dairenin etrafını çevreleyen hat testerenin dişlilerini anımsatır.
3) İristen önceki son daire: Bu daire anladığım kadarıyla sadece renk ifade ediyor ve vites kuşlarında geniş olurken maraton kuşlarında dar oluyor. Birçok rengi vardır. Bunlar sarı, yeşil, mavi, gri, beyaz, menekşe vs. gibidir. Bütün renkler yarış kazanabilir. Sarı ve sarı yeşil kapsamlı bir göz rengidir. Beyaz ve gerçek dominant menekşe bir numaralı damızlık gözüdür. Eşleştirmelerde buna dikkat edilir ve zıt göz rengine sahip kuşlar birbirleri ile eşleştirilir.
4) İris: Genellikle posta güvercinlerinde iris gözdeki en önemli daire olmakla birlikte renk itibariyle kırmızı ve kahverengi vb. gibi çeşitlilik arz edebiliyor. İrisin koyu ve canlı bir renge sahip olması aranılan bir özellik. Ayrıca iyi bir yarışmacıda iris düz bir satha sahip iken iyi bir damızlıkta pütürlü olmalıdır. Benzetmek gerekirse irise baktığınızda iyi bir damızlıkta dağlar ve vadileri andıran yükseklik ve düzlükler görülmelidir. Ayrıca bu kırmızı rengin arasına kuşun göz halkasına bağlı olarak beyaz veya siyah gibi renk granüllerinin yer alması da ayrı bir özelliktir. Damızlık güvercinde iris göz bebeği istikametinde yüksekten alçağa doğru inen bir step sergiler.
5) Damızlık dairesi: Gözün en dış çevresinde yer alan son halkadır. Bu halka her kuşta mevcut değildir. Bu daire göze kan pompalar ve besler. Kuşun sağlıklı olup olmadığını bu halkaya bakarak anlayabiliriz. Bütün bu anlatılanlar ve yazılanlar sadece bir teoridir. Bu nedenle bu teoriye inanan ve uygulayıp başarılı olan bir çok kuşçu olduğu gibi inanmadığı halde başarılı olan kuşçular da bulunmaktadır. Burada tercih yapmak kişilere kalıyor. Benim şahsi fikrim fanatiği olmamak şartıyla bütün teorileri dikkate alıp kuşun aranılan ve istenilen vasıflara sahip olup olmadığına dikkat etmektir. Özellikle damızlık seçiminde göz teorisine yüksek oranda inanıyorum. Ancak son karar aşamasında mutlaka yarış sepetine güvenmeliyiz.
YÖN BULMA YETİLERİ
Genel olarak güvercinlerin ve özellikle de çok uzun mesafeleri kat eden posta güvercinlerinin yönlerini nasıl buldukları hep merak edilen, hayret uyandıran ve gizemli bir konu olma özelliğini korumuştur. Bu konuda zaman içinde çeşitli görüşler ileri sürülmüş ve bir çok deney yapılmıştır. İlk önceleri güvercinlerin yer yüzü şekillerini ezberledikleri üzerinde durulmuştur Daha sonraları ise güneşin ve yıldızların konumlarına bakarak yönlerini ayarlayabildikleri saptanmıştır. 1947 yılında geliştiren yeni bir varsayıma göre de güvercinlerin yerin manyetik alanını yön bulma amacı ile kullanabildikleri ortaya çıkartılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır. Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir. Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri, jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır. Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır. Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem, güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları sinir hücrelerinde bir implus (uyarı) meydana getirmektedirler. Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. 1947 yılında geliştirilen bu varsayım uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil, molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir. Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların, farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir.
POSTA GÜVERCİNLERİNİN BAKIMI VE YETİŞTİRİLMESİ
Posta güvercini yetiştirmek, diğer güvercin ırkları yetiştiriciliğine göre daha fazla maddi ve manevi özveri gerektirmektedir. Posta güvercini yetiştiriciliğinde sabır şarttır. Bu güvercinler aynı bir sporcunun olimpiyatlara hazırlanması gibi ciddi ve disiplin altında çalıştırılırlar. Bu güvercinlere, düzenli uçuş ve yarışa yönelik antrenman uçuşları yaptırılır. Antrenman uçuşları sırasında belli uzaklıklara bir program dahilinde götürülüp bırakılmaları gerekmektedir. Bakımlı ve sağlıklı olmaları için çok ciddi anlamda bilgi ve hizmet gereklidir. Belli hastalıklara karşı düzenli aşılarının yapılması, beslenme rejimlerinin kuşun geçirdiği dönemlere bağlı olarak ayarlaması, sürekli hastalık takibi ve ilaç tedavisi, vitamin ve mineral takviyeleri şarttır. Bütün bunlar, fazladan bir özeni gerektirmektedir. Bu aynı zamanda maddi olarak ek bir bütçe ayrılmasını da zorunlu kılmaktadır. Posta güvercinlerinin bir yıl boyunca geçirdiği birbirinden farklı 4 dönem bulunmaktadır. Kuşun içinde bulunduğu döneme göre uygun bakım uygulanması gerekmektedir. Bu dönemleri şu şekilde sıralayabiliriz.
1 ) Tüy değiştirme dönemi
2 ) Kış Dönemi
3 ) Yarış dönemi
4 ) Yavru dönemi
Tüy Değiştirme Dönemi : Bu dönem kabaca eylül ayı başından başlayıp aralık ayı başına kadar devam eder. Bu iki aylık dönem içersinde güvercinler eskiyen tüylerini belli bir düzene göre kendiliklerinden değiştirirler. Bu aynı zamanda yaklaşan kış ayına karşı bir hazırlanma evresidir. Bu dönemde kuşlarda aşırı bir stres hali vardır. Sürekli kaşınır ve gagaları ile tüylerini yolabilirler. Bu dönem çeşitli hastalıklara yakalanma açısından hassas bir dönemdir. Yetiştiricilerin uyanık ve dikkatli olmaları gerekir. Kuşların bu dönemi daha sakin atlatabilmeleri için, tüy dönemi öncesi eşlerin birbirinden ayrılması yerinde olur. Aynı zamanda tüylerin yenileniyor olması fazladan vitamin ihtiyacı doğurur. Beslenme yek karışımlarının da yeni döneme göre ayarlanması gerekir. Tüy değiştirme döneminde özellikle A, D, E, B vitaminleri içeren kompleks bir vitamin takviyesi şarttır. Örneğin Polivitamin Forte (Eczacıbaşı) adlı vitamin bu dönem için sularına karıştırılarak verilebilir. Bunun yanı sıra kesinlikle protein takviyesi gereklidir. Çünkü vücut dokularında önemli görevler yapan proteinler, % 88 oranında tüylerin yapısı içinde yer alırlar. Protein açısından yüksek yemlerin başında mercimek, bezelye, soya fasulyesi, fasulye ve fiğ sayılabilir. Her yetiştiricinin tercihi değişmekle birlikte, bu dönem için örneğin şöyle bir yem karışımı önerilebilir. % 30 Mercimek, % 25 Buğday, %20 Ak Darı, %20 Mısır, %5 kenevir
Kış Dönemi : Bu dönem kabaca aralık ayı başından başlayıp şubat ayı başına kadar sürer. Bu dönemde yuvada erkek ve dişiler birbirinden ayrı tutulurlar. Ancak birbirlerini görmeleri engellenmemelidir. Ayrı durmaları bize hem yeni eş döneminde istediğimiz çiftleri damızlığa ayırabilme olanağı sağlar, hem de kuşların gerekli kızgınlığa ulaşmalarını ve eş dönemine iyi ve istekli olarak girmelerini doğurur. Posta güvercinleri kış döneminde fazla uçurulmazlar ve bir tür dinlenmeye alınırlar. Bu dönemin sonlarına doğru kuşların özellikle PMV 1, Pox, Salmonella gibi hastalıklara karşı aşılatılması uygundur. Aynı zamanda diğer hastalıklara ve özellikle CRD ve Trichomonas gibi hastalıklara karşı tedavi bakım uygulanır. İç parazit ve Cocidiosis olasılığına karşı önlemler alınır. Gerçekten sağlıklı olduğuna inanılan kuşlar eş dönemi için damızlık olarak ayrılır ve yarış dönemi için hazırlanırlar. Kış döneminde kuşların fazla yağlanmalarını önlemek gereklidir. Bu dönemde kuşlar fazla uçurulmadıklarından yağlanma eğiliminde olurlar. Bu açıdan verilen yem oranları yeniden ayarlanır. Yağ oranı yüksek olan kenevir, yulaf, mısır ve darı gibi yemler azaltılır ya da hiç verilmez. Bu dönem için örneğin şöyle bir yem karışımı uygulanabilir. % 30 Buğday, %30 Mısır, % 20 Mercimek, %20 Ak Darı.
Yarış Dönemi : Mart, Nisan ve Mayıs gibi bahar ayları posta güvercinlerinde yarış dönemi olarak kabul edilir. Bu dönemde yarış için ayrılan kuşlar belli bir uçuş antrenmanına tabi tutulur ve yarışa hazır hale getirilirler. Yarış için ayrılan kuşlar en sağlıklı ve en güvenilir kuşlar olmalıdır. Antrenmanların başlaması ve yarış sezonunun açılması ile birlikte kuşlara uygulanan beslenme rejimi de değiştirilir. Bu dönem bol enerji veren karbonhidrat ağırlıklı bir beslenme daha uygundur. Karbonhidrat oranı yüksek yemlerden, Buğday, Mısır, Arpa, Ak Darı gibi yemlerin oranları artırılır. Yemlere bazı takviyeler yapılabilir. Şöyle bir yem karışım oranı uygulanabilir. % 20 Buğday, %20 Mısır, %20 Ak Darı, % 20 Pirinç, %20 Mercimek. Yarış döneminde gene vitamin ve mineral takviyeleri kuşlarımızı güçlü tutacaktır. Vitamin olarak Polivitamin Forte, (Eczacıbaşı) mineral olarak Depomin Oral Solüsyon (Vetaş) belli aralıklarla takviye olarak verilebilir.
Yavru Dönemi : Şubat ayının ortaları ya da en geç mart ayının başından itibaren güvercinlerde yavru dönemi başlar. Bu dönemde damızlık olarak ayrılan güvercinler kendileri için hazırlanmış özel damızlık bölümde eşe atılarak yavru dönemi başlatılır. Damızlığa ayrılan kuşların, yavru dönemi öncesinde bütün hastalıklara ve parazitlere karşı bakımlarının, kontrollerinin ve aşılarının yapılmış olması gerekir. Unutulmaması gerekir ki sağlıklı yavrular ancak sağlıklı damızlıklardan alınabilir. Yavru dönemi kuşların özellikle vitamin ve mineral ihtiyaçlarının arttığı bir dönemdir. Özellikle E vitamini yavru verimini artırıcı etki yapmaktadır. Bu dönemde E vitamini içeren vitamin takviyeleri uygun olur. (Evisel oral solüsyon) Mineral olarak da özellikle kalsiyum ihtiyacı çok fazladır. Bilindiği gibi yumurta kabuğu kalsiyumdan oluşmaktadır. Bu dönemde damızlık bölümünden çeşitli mineraller içeren grit taşları eksik edilmemeli ve ayrıca sularına mineral takviyesi (Depomin oral solüsyon) yapılmalıdır. Yem karışımları ise protein, karbonhidrat, yağ ve selüloz açısından hepsini uygun oranlarda kapsayacak şekilde daha dengeli olmalıdır. Protein miktarı biraz fazla tutulabilir. Şöyle bir karışım kullanılabilir. % 25 Mercimek, %25 Ak Darı, % 25 Buğday, %20 Mısır, %5 kenevir. Bu dönem için yurt dışında özel hazırlanmış damızlık ve yavru yemleri bulunmaktadır. Genellikle iyi yetiştiriciler bu tür özel karışımları tercih ederler.
ALIŞTIRMA VE ANTRENMAN
Posta güvercinlerinin yaşam süreleri 10–15 yıl kadardır. Bu süre iyi bir bakımla en çok 20 yıla kadar çıkabilmektedir. Yavru posta güvercinleri 30–40 günlük olduklarında yem yiyebilecek ve su içebilecek hale gelirler. Bu duruma gelen güvercinler ana ve babalarının yanından ayrılırlar ve yavrular için hazırlanmış ayrı bir bölüme konulurlar. Böylece diğer kuşlardan gelebilecek zararların önüne geçildiği gibi, daha fazla yem yiyerek gelişmeleri hızlandırılmış olur. Bu dönemde yavrular, özel yavru yemi ile beslenmeye başlarlar. Önlerinde her zaman yem, temiz su ve grit taşı bulunmasında yarar vardır. Her gün düzenli olarak gözlenerek gelişmeleri kontrol altında tutulur. Zaman zaman salma önüne çıkmalarına izin verilir ve tekrar geri içeri girmeleri sağlanır. Böylece kendi yerlerini ve konumlarını öğrenmelerine çaba sarf edilir. Yarış salmasından yuvaya geri girmeyi öğrenmesi biraz zaman alır. Bu konuda sabırlı olunmalıdır. Posta güvercinleri kanattan ilk tüylerini attıktan sonra form tutmaya başlarlar. Bu süre yaklaşık 6–8 hafta kadardır. Bu aşamaya gelen kuşlar grupla birlikte fazla zorlanmaksızın uçurulmaya başlarlar. Uçurulma öncesi yuva ve etrafını görebilecek bir konumda olmalarında yarar vardır. Uçuşlar sabah ve akşam üzerleri olmak üzere günde iki kez tekrarlanmalıdır. Yavruların mesafe uçurulmaya başlamaları için, toplu uçuş sırasında yuvadan iyice uzaklaşıp havada gözden kaybolmaya başlamaları beklenir. Her uçuşta bunu tekrarlayan kuş artık mesafe uçurulmaya hazır hale gelmiş demektir. Mesafe uçmaya alışmaları için ilk önce gene grup halinde en fazla 5 km. uzağa götürülüp toplu olarak bırakılırlar. Geri dönmeyi başaran yavrular için yavaş yavaş mesafe artırılmaya başlanır. Örneğin her seferde mesafe 5 km. daha artırılır. 30–40 km. kadar uzaklıktan bırakılan kuşlar geri gelebiliyorlarsa, artık toplu antrenmanlara son verilir ve kuşlar belli aralıklarla tek tek bırakılmaya başlanır. Bu aşamada kuşun bırakılacağı uzaklığın tespitinde eskiden beri uygulanan klasik yöntemlerden biri, bir önceki uzaklığın yarısı kadar kilometreyi, bir önceki uzaklığa ekleyerek yeni uçuş uzaklığını bulmak şeklindedir. Yani kuş 50 km.den bırakıldığında geri gelmişse, ikinci uçuş uzaklığı 50/2 = 25, 50 + 25 = 75 olarak hesaplanabilir. İlk bırakılan kuş gözden iyice kaybolduktan sonra ikincisi bırakılmalıdır. Böylelikle kuşların birbirini takip etmeleri önlenir. Amaç kuşların kendi yeteneklerini geliştirmesini sağlamaktır. Yarışacak kapasiteye gelebilmeleri için ise 2 yaşını doldurmaları gerekmektedir. Bu süre içersinde kuş belli aşamalardan geçerek gelişir ve yarışabilecek konuma getirilir. Kuş yuvasına geri döndüğünde salma girişinden yuvanın içine girmesi şarttır. Bunu sağlayabilmek için belli bir eğitim uygulanır. Öncelikle kuşlar hiçbir zaman tok karına uçurulmazlar. Yuvasına geri döndüğünde yeminin ve suyunun kendisini o delikten girdiğinde beklediğinden emin olmalıdır. Özetle kuşlara uygulanacak eğitimin temelinde açlık ve beklenen davranışın gerçekleştiğinde açlığında giderilmesi şeklindedir.
YARIŞLAR
Posta güvercinleri soylarındaki genetik yapıya göre belli mesafeleri daha iyi uçabilirler. Bu özellikleri bakımından kabaca kısa, orta ve uzun mesafe uçucuları olarak 3 gruba ayrılarak değerlendirilirler. Uzun mesafe uçanlar ise günlük ve gün aşırı olarak iki kısımda incelenebilirler. Kısa mesafe uçanlar, 100–300 km. arası uçan kuşlardır. Bunlar “vites” olarak adlandırılmaktadır. Orta mesafe uçanlar, 300–600 km. arası uçanlardır. 600–1200 km. arası uçanlar ise uzun mesafe uçucularıdır. Bunlar da “maraton” olarak adlandırılırlar. Kuşun hangi mesafede başarısı daha iyi ise o mesafede yarışa sokulması gerekmektedir. Bir de “all round” olarak bilinen ve bütün mesafeleri iyi uçabilen kuşlar bulunmaktadır. Maraton uçuşlarında kuşlar 12–14 saat arası uçmaktadırlar. Bu tür bir uçuş sırasında ortalama 1000 km.yi 11 saatte kat etmektedirler. Gece bile uçan kuşlar olduğu gibi uçuş sırasında mola verip dinlenen kuşlarda olmaktadır. Güvercinin uçtuğu mesafe harcanan zamana bölünerek hızı bulunur ve böylece hangi güvercinin en yüksek hıza ulaştığı saptanır. Saatteki hızları 90–145 km. arasında değişebilmektedir. Posta güvercini yarışları ülkemizde bu alanda etkinlikler sürdüren dernekler aracılığı ile düzenlenmektedir. Bu tür dernekler başta İstanbul olmak üzere ülkemizin farklı illerinde bulunmaktadır. Pasta güvercini yarışlarına ülkemizde ilgi, Avrupa ülkelerinde olduğu kadar olmasa bile fazladır. İstanbul’da bu alanda etkinlik gösteren 13 tane dernek bulunmaktadır. Bu derneklere üye yaklaşık 2000 güvercin meraklısı bu sporu sürdürmektedir. Gene İstanbul’da 10.000’in üzerinde posta güvercini bulunmaktadır. İlgili dernekler yarış gününü ve hangi etaplar arası yapılacağını önceden bildirirler. Yarışlara katılabilmek için katılımcılardan dernek tarafından belirlenen bir ücret alınır. Tüm katılımcılardan toplanacak olan para, yarış sonunda ilk üç dereceye giren katılımcılar arasında belli bir orana göre paylaştırılır. Her katılımcının bu yarışlar için hazırlanmış özel bir yarış saati olması gerekir. Bu saat sayesinde her kuşun geri dönüş zamanı tam olarak belirlenebilir. Yarış günü geldiğinde yarış kaydı yapılmış olan tüm güvercinler hareket noktasında toplanırlar. Yarışın başlatılacağı yere gönderilmek üzere nakliye aracına bindirilirler. Güvercinlerin nakledildiği araçların içi güvercinler için özel olarak düzenlenmiştir. Klima ve havalandırma sistemine sahiptirler. Yarışın başlatılacağı yere nakledilen güvercinler burada yarışın başlangıç saatinde aynı anda salıverilirler. Böylece yarış başlamış olur. Hangi güvercin en önce yuvasına gelirse, yarışı o güvercin kazanmış olur. Güvercin sahipleri ellerindeki özel yarış saatleri ile bu dönüşü belgelerler. Ülkemizde bu yarışlar, İzmit, İstanbul, Diyarbakır, Kayseri, Bursa, Manisa gibi illerimizden başlatılmaktadır. Örneğin 2002 yılında Diyarbakır-İzmit arasında 10 yarış düzenlenmiştir. Yarış sonrası yuvaya geri dönme yüzdesi bütün katılımcılar hesaba katılarak % 30 civarında olmaktadır. Bu rakam aslında ciddi oranda bir kuşun yarışlar sırasında yok olduğu anlamına gelmektedir. Yuvaya geri dönememe sebepleri arasında, yön bulamamanın yanı sıra yırtıcı kuşlara yem olma ve hatta ne yazık ki avcılar tarafından avlanılma bile bulunmaktadır. Bu yarışmaları yıllar boyunca sürekli kazanan ya da dereceye giren kümeslerin bu konuda istikrarlı oldukları kabul edilmektedir. Yarış yüzdesi % 60’ın altına düşmeyen kümeslerin başarılı oldukları söylenebilir. Yoksa sadece bir yıl yarış kazanmak önemli değildir. Bunun yanı sıra bir yarışmacının yarışa getirdiği kuşların gene % 60’ının yarışta iyi performans gösteriyor olması bir başarı göstergesi olarak kabul edilebilir. Yarışmacı yarışa 20 tane kuş getirir ama sadece biri başarılı olursa bu çok makbul değildir. En az 12 tanesi başarılı olursa bu bir istikrar göstergesidir. Bu yarışlarda aslında yarışan sadece kuşlar değildir. Asıl yarış yetiştiriciler arasındadır. Bu uzun soluklu, sportmence yürütülmesi gereken tatlı bir rekabettir.
HAVA KOŞULLARI
Posta güvercini yetiştirenler gerek yarışlar gerekse antrenmanlar sırasında hava koşullarının iyi gözlemek ve dikkate almak durumundadırlar. Yetiştiriciler uçuş öncesi hava ve rüzgarın durumu ile ilgili bilgileri meteorolojiden aldıktan sonra uçuşa karar vermelidirler. Bu özellikle uzun uçuşlar için gereklidir. Hava şartlarının uçuş için uygun olmadığı zamanlarda kuşlar uçurulmamalıdırlar. Bu şartları şu şekilde özetleyebiliriz.
1) Yağışlı havalarda kuşlar uçurulmazlar. Kar ya da yağmur yağdığı şartlarda, yağış olmasa bile havanın yağma ihtimalinin fazla olduğu durumlarda, kuşları uçurmak uygun değildir.
2) Sis ya da benzeri nedenlerle görüş mesafesinin azaldığı durumlarda, eğer görüş mesafemiz 5 km.den az ise kuşlar uçurulmazlar.
3) Şiddetli rüzgarın olduğu havalarda, eğer rüzgarın hızı saatte 35–40 km.den fazla ise kuş uçurulmazlar.
4) Aşırı sıcak havalarda, örneğin hava sıcaklığı 30–35 dereceden fazla ise kuşlar uçurulmazlar.
Bunun yanı sıra hava koşullarının uçuş için daha uygun olduğu anlar da vardır. Bu koşulları şöyle sıralayabiliriz.
1 ) Hava sıcaklığının 10–15 derece arasında olduğu zamanlar.
2 ) Görüş mesafesinin 20 km.den fazla olduğu havalar.
3 ) Kuru havalar.
4 ) Rüzgarın yönü ile güvercinlerin uçacağı yönün aynı olduğu durumlar.
POSTA GÜVERCİNLERİ İLE HABERLEŞME NASIL YAPILIR ?
Genellikle güvercin yetiştiriciliği üzerine bilgisi olmayan kişilerin en çok merak ettikleri soru sanırım budur. Günümüzde posta güvercinlerinin haberleşme amaçlı kullanımı pek kalmamıştır. Haberleşmenin yerini yarış amaçlı kullanımlar almıştır. Eğer posta güvercinleri haberleşme amacı ile kullanılacaklarsa, bu sistem, duruma göre tek taraflı ya da iki taraflı olarak iki şekilde düzenlenebilir.
TEK TARAFLI DÜZENLEME: Bu düzenlemede, iki nokta bulunur. Bunlardan biri sabittir, diğeri ise değişebilir. Sabit nokta haberin gideceği adrestir. Bu adres kuşun yetiştirildiği ve yuvasının ve eşinin bulunduğu yerdir. Değişken nokta ise kuşun uçuş mesafesi içersinde herhangi bir yer olabilir. Özetle kuş yuvasından alınır ve uçuş mesafesi içersinde herhangi bir yere götürülüp beslenmeye başlanır. Dikkat edilecek nokta kuşların eş olarak alınmaması gerekliliğidir. Eşlerden sadece biri götürülür. Diğer eş yuvada bırakılır. Kuş götürüldüğü yerde uzun süre bulundurulabilir. Bu süre 1–2 sene hatta daha fazla bile olabilir. 5–10 yıl sonra yuvasına geri dönen kuşların olduğu bilinmektedir. Kuş götürüldüğü yerde başka bir güvercinle eşleştirilmez ve tek olarak bakılır. Bu kuş bırakıldığında mutlaka ilk yuvasına ve ayrıldığı eşine geri döner. Böylece kuşu götüren kişi, kuşun ayağına haber bağlayarak serbest bıraktığında kuşun ilk yuvasının bulunduğu yere haber gönderebilir. Eskiden savaşlarda ön cephede hareketli halde bulunan birlikler, sabit olan merkez karargahları ile bu şekilde haberleşiyorlardı. Günümüzde düzenlenen posta güvercinleri yarışmalarında kullanılan yöntem ve mantık aynıdır.
İKİ TARAFLI DÜZENLEME: Bu düzenlemede de iki nokta vardır ancak noktaların ikisi de sabittir. Örneğin biri Ankara’da diğeri Konya’da bulunan iki posta güvercini yetiştiricisi karşılıklı olarak kuşlarını değişirler. Değişim sırasında kuşlar eş olarak değil tek olarak verilirler. Değişilen kuş sayısı kadar haber gönderebilme olanağı bulunmaktadır. Böylece Ankara’daki yetiştirici Konya’dan getirdiği kuşu salıverdiğinde kuşun gideceği adres bellidir. Haber Konya’ya ulaşır. Konya’daki yetiştirici de buna cevap vermek isterse, Ankara’dan getirdiği güvercinlerden birini salıverir. Böylelikle sabit iki nokta arasında karşılıklı haberleşme sağlanabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta kuşların götürüldükleri yeni yuvalarında başka kuşlarla eşleştirilmemeleri ve tek olarak bakılmaları gerektiğidir. Eskiden savaşlarda birbirinden belli bir uzaklıkta bulunan iki kale arasında haberleşme bu şekilde sağlanıyordu.
NOT: Posta güvercinleri ile ilgili yazılarından ve görüşlerinden yararlandığım İstanbul’dan değerli yetiştiricimiz Rahmi Bozkır’a ve ayrıca Osmanlıca metinlerin çevirisini yaparak destek olan Ankara’dan arkadaşım Kazım Süren’e teşekkür ederim.
Gönderen Blogspot zaman: 11:10 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
“Trakya”, Türkiye’de ülkemizin Avrupa kıtası topraklarında kalan bölümü için kullanılan bir tanımlamadır. Bu bölgeye genel olarak Trakya bölgesi denilmektedir. Aslında Trakya tanımlaması eski Yunan’dan günümüze kadar gelen ve Balkanlardaki bir bölgeyi tanımlayan coğrafi bir terimdir. Bu tanımlamaya göre bugünkü Bulgaristan’ın güney kesimleri, Yunanistan’ın Tharaki yönetim bölgesi ve Türkiye’nin Avrupa’daki topraklarını içine alan bölgeye genel olarak Trakya denilmektedir. Trakya güvercinleri, bu bölgede yoğun olarak yetiştirildikleri için adını bu bölgemizden almış olan güvercinlerdir. Bu güvercinlere ülkemiz genelinde “Trakya Makaracısı” adı verilirken, Trakya bölgemizde daha çok, “Trakya Taklacısı”, “Rumeli Taklacısı”, “Rumeli Yerlisi”, “Trakya Yerlisi” ya da “Yerli” adı ile bilinirler. Dünyada ise “Thrace Roller” adı ile tanınmaktadırlar.
KÖKENİ
Trakya ırkının kökeni hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Ülkemizde uzun yıllardır yetiştirildiği bilinen bir ırk olmakla birlikte daha çok bölgesel bir yapı göstermektedir. Trakya bölgemiz dışında fazla görüldüklerini söyleyemeyiz. Irkın köken olarak diğer makaracı ırklarla akraba olma olasılığı fazladır. Dünyada “Oriental Roller” olarak bilinen ve köken olarak ülkemizden kaynaklanan makaracı ırk ile, Bulgar ve Arnavutluk kökenli makaracı ırklarla akraba olduğu düşünülmektedir. Vücut yapıları ve büyüklük olarak bu ırklara benzer olması böyle bir sonuca varılmasına neden olmaktadır.
FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Vücut yapısı olarak orta büyüklükte kuşlardır. Gagaları orta büyüklükte olmalıdır. Gaganın kısa olması farklı melezlemelerin yaşandığının göstergesidir. Bu tür kuşlar kıymetli değillerdir. Boyunları fazla uzun değildir. Ayaklar biraz kısa ve dirsekten aşağısı paçasızdır. Dirsek aşağısındaki her tüy paça olarak kabul edilir ve kuşun ciddi şekilde değer yitirmesine neden olur. Kuyruk telek sayıları 14 ile 18 arasında değişebilir. Kanatlar kuyruk üzerinde taşınır. Bu taşınma şekli kuşun karakteristik özelliğidir. Bazı diğer makaracı ırklarda görülen kuyruğun kanat altında taşınma biçimi bu kuşlarda olmamalıdır. Eğer kanatlar farklı şekillerde taşınıyorsa, bu güvercinlerin saf kan olmadıkları sonucuna varabiliriz. Gaga renkleri kuşun rengi ne olursa olsun beyaz olmalıdır. Ancak gaga ucunda kuşun kendi renginde küçük bir koyuluk bulunabilir. Sadece mavi renklerde mor gaga rengine rastlanabilmektedir. Trakya güvercinlerinin rengi ne olursa olsun göz renkleri açık renktir. Sadece beyaz renk olanlar bu durumun istisnası olarak siyah göz rengine sahiptirler. Trakya güvercinleri tepeli ya da tepesiz olarak görülmektedirler. Bütün renklerinin tepeli ve tepesiz olanları bulunmaktadır. Bu güvercinlerde tepe kulaktan kulağa tabir edilen tarzda geniştir. Tepe ensenin altından başlar ve enseyi tam olarak sarmalar. Tepenin her iki ucunda “tepe gülü” adı verilen tarzda şekillenmeler makbul kabul edilmektedir.
RENK ÇEŞİTLERİ
Trakya ırkında başlıca 5 çeşit renk görülmektedir. Bunlar beyaz, siyah, kırmızı, sarı ve mavidir. Yaygın olarak rastlanan renkleri beyaz ve kırmızıdır. Bu renklerin tümünün tepelisi ve tepesizleri de bulunmaktadır. Bu renklerin bölgedeki adlandırılışları şu şekildedir.
Beyaz: Bu güvercinlerin tüm vücutları beyazdır. İşaret taşımazlar. Beyazlarda güvercinin herhangi bir yerinde farklı renkte tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözleri siyah olur. Gaga beyazdır.
Kanarya (sarı): Bu güvercinler sarı renklidirler. Tüm vücutları sarıdır. İşaret taşımazlar. Vücutlarının herhangi bir yerinde beyaz tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözler açık renklidir. Gaga beyazdır.
Pal (Kırmızı): Bütün vücutları kırmızı (koyu kızıl) bir tondadır. İşaret taşımazlar. Vücutlarının herhangi bir yerinde beyaz tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözler açık renklidir. Gaga beyazdır.
Murakat (Siyah): Bütün vücutları siyahtır. İşaret taşımazlar. Vücutlarının herhangi bir yerinde beyaz tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözler açık renklidir. Gaga beyazdır.
Gönderen Blogspot zaman: 11:09 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
PERFORMANS TAKLACILARI
Ülkemizde yetiştirilen en yaygın güvercin ırkıdır. Oyun performans beklentileri yöreden yöreye farklılık arz etmesine rağmen, taklacı güvercinleri genel bir bakış açısıyla detaylı olarak inceleyelim:
Bu ırk dünya üzerinde (kanat sesli taklacı) adı ile tanınmaktadır.Güvercini 1 metre kadar yükseklikten bıraktığınızda bile, yere konarken kanatlardan çıkan ses kulağı doyurucu olmalıdır. Ayrıca kuşu oda içerisinde elden bıraktığınızda yere inerken kafasını hafif öne doğru kıvırıp, ayaklarını açarak iyice germe hali vardır.Bu (perdah verme) hareketi olarak adlandırılır ve bu hareketi yapan kuşun oyunlu olma ihtimali yüksektir.Anlaşılacağı üzere taklacı güvercinlerden beklenen oyun performansıdır ve performans özellikleri oldukça detaylıdır.Performans kriterlerini maddeler halinde incelersek beklentileri daha iyi anlayabiliriz.
OYUN:
Güvercin serbest uçuş esnasında yeryüzüne paralel rotasından çıkarak, yere dik bir açıyla semaya doğru belirli bir mesafe kat eder.Ülkemizde bölgelere göre fişek, sırık, sarma,fışkırma, çekme, fırlama gibi tabirlerle ifade edilen bu hareket esnasında kuş, taklalar atarak seyir zevkini zenginleştirir.Beklenen oyun performansı bu fişekleme hareketidir ve taklalar bu hareketin bir parçasıdır.Oyun karakterlerine göre taklacıları iki başlık altında sınıflandırabiliriz.
HAVA OYUNLU TAKLACILAR (HAVACILAR)
Yüksek semada uçmayı severler,düz uçuşta hafif yükselti kazanarak fişekleme hareketi yaparlar ve 3-4 takla vurduktan sonra uçuşlarına devam ederler.Uçuş sırasında kanatları diklemesine açıp süzülme, kanatları hızla çarparak ses çıkarma gibi durumlar normaldir.Ülkemizde son yıllarda yaygınlaşan (damcı takla) merakı yüzünden bu tarz oyun yapan kuşlara ilgi azalmıştır.
KÜMES ÜSTÜ OYUNLU TAKLACILAR (DAMCILAR)
Daha çok orta semada ve düz olarak uçarlar.Oyunlarını kümes hizası üzerinde farklı yüksekliklerde yapabilirler, ancak yuvaya uzak mesafelerde oyun yapmazlar.Ülkemizde damcı takla özellikli kuşlara ilgi daha fazla olduğu için oyun performans beklentileri de oldukça fazladır.Damcıların performans kriterlerini alt başlıklar halinde maddelersek:
UÇUŞ: Olgunluk evresindeki kuş tek uçurulur.Uçuş yabaniler gibi düz olmalıdır.Ancak uçuş sırasında yabani gibi ani dalış hareketleri uygun görülmez.Yavru kuşlarda oyun açma öncesi görülen kuyruğa basma hareketi olmamalıdır.Kanatları birbirine vurarak ses çıkarma ve açıkta birkaç takla atma durumu damcılar için uygun görülmez. Buluta çıkmak diye tabir edilen çok yüksek semada uçmazlar, daha çok orta semada uçarlar.Uçuş alanları oldukça geniş ve daireseldir.Arada bir gözden kaybolacak kadar geniş bir daire çizebilirler,ancak 30 dakikayı aşan sürede görünmezlerse yuvadan uzak bir yere konup dinlenmiş olabilecekleri akla gelebilir ve kesinlikle kabul görmez.Kuşun ilk kalkıştaki bu serbest uçuş evresi 10 ila 30 dakika arası sürer ve bu evreye (kanat ısıtma evresi) denir.
SEFERE GELMEK: Kanat ısıtan kuş kümes üstüne oyunlarını sergilemek üzere gelmeye başlar.Her geliş ve gelişte gösterdiği oyun performansı (sefer) olarak ifade edilir.Bazı yörelerde kapama, başa girme yada dalış olarak ta ifade edilebilir.Sefer sayısının fazlalığı önemli bir kriterdir.Kuşun sefer aralıklarının kaç dakika olacağı yetiştiriciler arasında farklı görüşlerin olduğu bir tartışma konusudur.Ancak kanaatimiz kısa arlıklarla sefere gelen kuşun fişek mesafesinin kısa olacağı yönündedir.Aynı teoriye göre fişek mesafesi çok uzun olan kuşlarında sefer sayısı az olacaktır.Kanat ısıtıp sefere gelmeye başlıyan bir kuşun 5 ila 15 dakika aralıklarla sefere gelmesi,dinlenmesi için yeterlidir.Sefere geliş esnasında bazı kuşlar kanat kısarak(ancak kanatları gövdeye tam olarak yapıştırmadan) adeta yuvanın üstüne düşmeye başlarlar, bazı kuşlar da hız kesip kümes üstünde duraksıyarak gelirler ve oyuna girerler.Sefere süratle dalış yaparak gelen kuşlar daha çok tercih edilir.Kuşun oyuna bu dalıştan sonra gelebileceği en yakın noktadan başlaması beklenir.Oyuna girdiği en alçak noktaya (çökme mesafesi) denir.Tarifler diz hizası ( 30-60 cm) veya adam boyu (150-200cm) yere gelmek şeklinde de olabilir.Dalışını tamamlayan kuş fişekleme hareketinin başlangıcında takla atıp ara vermeden tırmanışa devam ederse ,başlangıçta atılan taklaya (taban taklası)denir.Taban taklası kuşa artı değer katar. Fişekleme yere tam dik bir açıyla olmalıdır.Açı daralırsa ,örneğin yere 60-70 derecelik bir açıyla fişekleme olursa kuşa değer kaybettirir.Bura da bahsedilmesi gereken önemli bir konu da açının dikliğiyle fişek mesafesi arasındaki ilişkidir. Dar açıyla fişekliyen kuşların fişek mesafesi çok daha uzun olur.Kuşun kaç metre fişeklediğinden bahsetmeden önce nasıl bir açıyla fişeklediğinden bahsetmek daha uygundur.Kuş belirli bir yüksekliğe fişekleyip taklalar atar ve taklalar esnasında kendini bir miktar yukarı çeker, buna (sıçrama) adı verilir.Taklalardan sonra kuş bozmadan fişeğe devam eder.Fişekleme hareketi seri ve süratli olmak zorundadır,kuş kesinlikle gevşememeli ve dik rotasından çıkmamalıdır.Standart bir kuş fişekleme esnasında 3 ila 8 takla atabilir. Performans esnasında takla ve kanat sesleri net duyulmalıdır.Bazı kuşlar fişeklerken aynı zamanda kendi eksenleri etrafında dönerek burgu hareketi yaparlar.Bazıları da gerilmiş pençe gibi ayaklarını hareket ettirerek tırmanma hareketi yaparlar.Bu özellikler oyundaki seyir zevkini artırır.Kuşun toplam fişek uzunluğu da önemlidir.Kuşlar dik açıyla 5 metreden 30 metreye kadar bozmadan fişekliyebilir.Daha önce de bahsettiğimiz gibi fişek mesafesi uçuş süresi ve sefer sayısıyla da bağlantılıdır.Örnek vererek açıklarsak 5-15 dakika arayla sefere gelen bir güvercin 15-30 metre arası bozmadan fişekliyebilir.Fişeğin en üst noktasında vurulan taklaya (bağlama taklası) denilir.Oyunu bağlıyan kuş birkaç metre süzülerek yükseklik kaybeder ve boşaltma hareketini yapar.Hemen yere paralel rotasına girerek seri kanat atışlarıyla kümes üzerinden uzaklaşır.
İNİŞ: Kuş inişini kalktığı yere,kümes üzerine veya önüne yapar.Başka yere konma kesinlikle kabul edilmez.Hatta bazı kuşçular kümes önünü bile kabul etmezler,kuşun direk kümes içine inmesini isterler.Kuş normal sefere gelişinden daha düşük bir süratle gelir,daha az bir mesafe fişekler.Kanatlar daha dar bir açı yapar,kuş askıda kalır.Bacaklar sanki bulunduğu yerden yere yetişecekmiş gibi gerilir.Harmanlama olarak tabir edilen kendini havada tartarak,esneyerek,net ve sesli taklalar atarak alçalır.Kuşun yere ulaşması ne kadar uzun süreli ve ne kadar bol taklalıysa gösterinin finali o kadar güzel olur.
Gönderen Blogspot zaman: 11:08 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
Ülkemizde bulunan güvercin ırklardan sadece bir güvercin ırkı, “Çember Dövücü” olarak nitelendirilmektedir. Bu ırkımız, ülke genelinde “Trabzon” adı ile bilinmektedir. Trabzon ırkımız Dünyada “Anatolian Ringbeater” adı ile tanınır. Trabzon ırkımıza bölgede yerel olarak başlıklı, tepeli anlamına gelen “Gugullu”, “Tek gugul” ve “Tepeli” gibi adlar verilmektedir. Doğu Karadeniz bölgemizde adını Trabzon ilimizden alan bu ırk, tamamen bizim yerel ırkımızdır. Dünyada fazla bilinen bir ırk olmadığı gibi ülkemizde de fazla tanınmamaktadır. Trabzon, Bayburt, Gümüşhane ve Erzincan illerimiz ve bu illere bağlı bazı ilçelerde ve özellikle Kelkit ilçesinde sınırlı sayıda yetiştiricide bulunmaktadırlar.
Çember dövücü ırklar genel olarak dünyada İngilizce “Ringbeater” ve Almanca “Ringschalager” adı ile tanınırlar. Bu ırkın dünyada bilinen üç tipi bulunmaktadır. Bunlar, Rhine Ringbeater (Almanya), Belgian Ringbeater (Belçika) ve Anatolian Ringbeater (Türkiye) adları ile dünya üzerinde bilinmektedirler. Ancak bu üç ırkında kökeni Anadolu’dur. Özetle Çember dövücü ırk dünyaya Türkiye üzerinden yayılmıştır. Anatolian Ringbeater olarak adı geçen ırk, bizim Trabzon olarak adlandırdığımız ırktır. Bu ırka Avrupa’da pek rastlanmaz. Almanya’ya ilk kez 1980’li yılların başlarında götürülmüşlerdir. Ancak bu ırkı üzerinden Belçika ve Alman yetiştiriciler tarafından çeşitli kırmalar sonucu üretilmiş diğer iki ırk dünyada bilinmektedir. Bu ırklardan, Belgian Ringbeater olarak adı geçen ırk, bizim Bayburt olarak adlandırdığımız ırka çok yakın akrabadır ve bu ırktan türetilmedir. Almanya’da bulunan ve Rhine Ringbeater adı ile bilinen ırk ise, bizdeki iki ırktan yapılan kırmalar sonucu türetilmiş olup gene bizim ırklarımıza akraba ve benzerdir. Bu ırkların Avrupa’da geliştirilen ve “Speelderken” adı verilen bir de alt tipi bulunmaktadır. Speelderken ırkının kendine özgü renk yapılanması vardır. En dikkat çekici yanı sırtında beyaz renkli kalbe benzer bir yaması olmasıdır. Trabzon ırkının düz renklerinin kendi aralarında çiftleştirilmelerinden Speelderken ırkına benzer yavrular alınmaktadır. Ancak bu yavruların sırtlarında kalp yaması bulunmaz.
Çember dövücü güvercinlerimizin ne zaman ve ne şekilde Avrupa’ya gönderildiği hakkında elimizde bir bilgi bulunmamaktadır. Bir çok güvercin ırkımızın dışarıya gönderildiği, Osmanlı Devletinin son dönemlerinde gönderilmiş olma ihtimalleri fazladır. Şimdi de bu ırkımızın kendilerine özgü davranış biçimlerini kısaca açıklamaya çalışalım.
ÇEMBER HAREKETİ
Çember Dövme : Çember dövücülük bir uçuş özelliği değildir. Erkek güvercinlerin dişilerine kur yaparken yerde sergiledikleri bir tür cinsel gösteridir. Özet olarak bu güvercinlerin oyunu havada değil yerdedir. Bu güvercinlerde oyun (çember dövme hareketi) genellikle erkek kuş tarafından sergilenir. Nadir olarak dişi güvercinlerin de oyun yaptığı gözlenebilir. Bu hareketler, dişinin yumurtlama öncesinde büyük bir yoğunluk kazanırlar. Ülkemizde başka hiçbir güvercin ırkında bulunmayan bu davranış şekli gerçekten çok ilginçtir. Önce erkek kur yaparak dişiye doğru yaklaşır. Kabararak dişisinin etrafında döner. Sonra tam dikine birden havaya doğru hızla fırlar. Bu fırlama sırasında yerden yarım metre ile iki metre arasında yükselir ve dişisinin üzerinden yarım daire çizecek şekilde bir tur atıp tekrar yanına konar. Sonra tekrar havalanıp aynı hareketi tekrarlar ve kur yapmayı sürdürür. Bu davranış şekli çember dövme ya da çember hareketi olarak adlandırılmaktadır. Bölgede bu hareket yerel olarak “kalkma” adı ile nitelenir. Erkek kuş havada iken kanatlarını hızla birbirine çarparak tok bir ses çıkartır. Dişi üzerinde havada kanat sesi çıkartılarak yapılan bu hareket genellikle 1–3 tur devam eder. Bazen 4–5 tur yapan kuşlara da rastlanmaktadır. Tur sayısı arttıkça kuşun değeri de yükselir. 4–5 tur atan kuşlar oldukça değerli kuşlardır. Çember dövme hareketinde belli bir yön bulunmaz. Hep aynı yönde olabileceği gibi sağlı sollu çeşitli kombinasyonlar şeklinde de görülebilir. Çember dövme hareketi sırasında erkek kuş genellikle yerden 50–100 cm. arasında yükselerek bu hareketi yapar. Bazen bu yükseklik 2 metreye kadar çıkabilir. Çember dövme hareketi sırasında bu ırklarda rastlanan iki davranış biçimi daha bulunmaktadır. Bu davranışlara “ Yalpa” ve “Takla” adı verilmektedir.
Yalpa : Çember dövme hareketi sırasında kuş dişisinin üzerinde yarım daire şeklinde bir tur atarken turunu tamamlamaz ve birden döndüğü yönün tam tersi yöne doğru şiddetli bir biçimde kendini atar. Bu hareket yalpa olarak adlandırılmaktadır. Yalpa hareketini 1-2 metre yükseklikte yapan güvercinler daha değerli olarak kabul edilirler.
Takla : Çember dövme hareketi sırasında erkek kuş bazen aynı taklacı güvercinlerde olduğu gibi takla atabilir. Takla sayısı bir bazen de iki tane olabilmektedir. Nadir olarak rastlanan takla hareketi dişinin en çok 1 metre kadar üzerinde gerçekleşir. İşin ilginç yanı bu güvercinlerin taklacı özellikleri yoktur ve bu takla atma olayını daha çok çember dövme sırasında yapabilirler. Uçurulduklarında takla atma tarzları genellikle bulunmaz.
RUS ÇARININ DA YETİŞTİRDİĞİ BİR IRK
Bu güvercinlerin kanat sesleri çok fazladır. Çember dövücü ırklarda görülen çember dövme, yalpa ve takla şeklindeki üç özellik, aynı kuşta aynı anda bulunabileceği gibi ayrı ayrı da bulunabilir. Ancak yalpa yapan kuşlar, çember dövme hareketini de mutlaka yaparlar. Çember dövücü ırkları bu hareketlerini yaparken izlemek çok değişik bir duygudur. Hatta Çarlık Rusya’sında, Çarın gelen misafirlerini eğlendirmek amacı ile bu kuşlardan ve başka güvercin çeşitlerini sarayının bahçesinde yetiştirdiği söylenmektedir. İyi bir gösteri izleyebilmek için güvercinlerin dişi ve erkeğinin önceden ayrılmaları gerekir. Ayırma süresi 3-5 günü ya da 1 hafta kadar olabilir. Bu süre içinde eşler birbirlerine hiç gösterilmezler. Eğer ayrılma dönemi yumurtlama dönemine gelmişse kuşlar daha iyi oyun sergilerler. Oyun öncesi dişi kuş kanatları bağlanarak yere bırakılır. Daha sonra eşi yanına bırakılır ve oyun başlar. Yetiştiriciler bazen rekabeti artırıp daha iyi bir oyun seyri yakalayabilmek için tek bir dişinin yanına 2-3 erkek kuş bırakabilirler.
FİZİKİ ÖZELLİKLERİ
Bu güvercinlerde çift tepe görülmez. Sadece takka olarak adlandırdığımız arka tepe vardır. Ancak bu güvercinlerin takkası enseden başlayıp kafanın üzerine doğru bir taç gibi uzanır ve kulaktan kulağa kadar bütün boyunu sarar. Tepenin boyna doğru bitim yerinde “Gül” denilen bir yapılanma bulunur. Bu gül kuşun tepesine ayrı bir güzellik katar.Vücut olarak orta büyüklükte ve hatta biraz irice olan bu güvercinlerde kafa düzgün yuvarlaktır. Gaga normalden biraz büyük ve kalındır. Trabzon’da “guduk” adı verilen gaganın rengi, genellikle açık renk olup “mum gaga” tabir edilen şekilde beyaz, sarı ve kahverengine yakın bir tondadır. Ancak siyah renk gagalı olanlarla, açık renk olup üzerinde siyah lekeli olanlarına da rastlanır. Gözler orta büyüklüktedir ve göz çevresi halkası belirgin değildir. Belirgin olan güvercinler daha çok tutulurlar. Göz rengi, kuşun rengine göre değişiklik göstermektedir. Genellikle sarı ve açık göz rengi yaygındır. Ancak beyaz renk kuşlarda koyu tonda gözlere rastlanır. Daha nadir olarak görülen koyu tonlu gözler, genellikle kırmızı ve siyah olmaktadır. Trabzon ve Kelkit yöresi kuşlarda göz rengi daha çok sarı tonlardadır. Erzincan kökenli kuşlarda ise açık renk gözler daha dikkat çekicidir. Beyaz göz rengi genellikle tercih edilmez. Ayaklara açık kırmızı renkte olup paçasızdırlar. Dirsekten aşağısında tüy bulunmaz. Tırnaklar genellikle beyazdır. Kanatlar kuyruk üzerinde taşınırlar. Trabzon ırkımız uçucu bir güvercin ırkı değildir. Tamamen form ve çember özelliği nedeni ile yetiştirilmektedir. Çember hareketi sırasındaki kanat çırpmalar nedeni ile kuşun dış telek tüylerinde zaman zaman yıpranmalar gözlenebilmektedir. Uçurduğunda hemen konma eğilimindedir. Çatıda dolaşarak vakit geçirmeye bayılır. Oldukça kızgın (azgın) bir yapısı vardır. Yavru bakımları iyidir. Ancak kızgın yapılarından dolayı yavruların daha büyümesini beklemeden yeniden yumurtlama eğilimindedir. Yuvalarına bağlıdırlar, farklı yuvalara gitme eğilimleri bulunmaz. Yuva içinde ele gelme tarzları yoktur. Ürkek bir yapıları bulunmaktadır.
RENK ÇEŞİTLERİ
Arap: Tamamen siyah renklidir. Açık ve koyu tonları bulunmaktadır.
Beyaz: Süt beyaz renktedir.
Mor: Mora yakın kırmızı tonlarıdır. Koyu kahverengi
Hoppalı Mor: Koyu bir gök rengine sahiptirler. Kanat üzerleri kırmızı şeritlidir. Bazen şerit renkleri koyu kahverengi olabilir.
Kara Mor: Siyah renkli olup kanat üzerleri kırmızı pulludur.
Gri–Kahverengi: Kanatlarının üzerinde iki sıra şerit (Kemer) bulunur.
Gri–Siyah: Kanatlarının üzerinde iki sıra şerit (Kemer) bulunur. Bu renk güvercinlere yerel olarak “Kayapa” adı verilmektedir. Bu kuşların gagaları siyah olur. Renk olarak yabani güvercine benzer.
Gri–Koyu Kahverengi: Kanatlarının üzerinde iki sıra şerit (Kemer) bulunur. Şeritleri gri renktir.
Kırmızı: Kanatlarının üzerinde kemer bulunmaz. Şeritsizdir. Daha az tercih edilen bir renktir.
Sarı: Biraz mat tonlara sahip değişik tonlarda sarı renklidir.
Butlu: Kahverengi kiremit rengidir. Ancak aralarda beyaz renk tüyleri bulunur.
İsli: Renk olarak şehir güvercini (Columba livia) gibidir. Daha az tercih edilen bir renktir.
RENK SIFATLARI
Bu renklerin yanı sıra bazı güvercinlerin göğüslerinin önünde “Yıldız” adı verilen bir beyazlık bulunur. Yıldızlı güvercinler ile, kuyruk telekleri ortasında beyaz telekler olan güvercinler (Akkuyruk) daha makbul olarak kabul edilirler. Ancak renk olarak beyazla karışmış şekilde olan güvercinler (Alaca) tercih edilmezler. Bu güvercinlerin renkleri sade olmalı ve kuşun vücudunda beyazlıklar bulunmamalıdır. Alaca olanlarda, kanat telekleri genellikle beyaz olmaktadır. Göğüslerinde ise beyaz yama bulunmaktadır. Kuşun diğer yerleri kendi renginden olur. Gaga üzerindeki beyazlık ise “Nişan” olarak adlandırılmaktadır.
NOT: Trabzon ırkı ile ilgili olarak görüşlerinden yararlandığım ve bu ırka ait çektiği fotoğrafları benimle paylaşan Trabzon’dan değerli yetiştiricimiz Hacı Abi ye teşekkür ederim.
Gönderen Blogspot zaman: 11:08 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
Ülkemizde yaygın olarak Konya’da yetiştirilen bir ırkımızdır. Konya’nın eski ve yerli ırkları arasında olup, Konya’ya Anadolu Selçukluları ile birlikte geldiği tahmin edilmektedir. Yaklaşık 1000 yıldır Anadolu’da tanılan ve bir ırkımız olup, Konya’da halk arasında “Pirinç dıkdık” adı ile de bilinmektedir. Buradaki dıkdık kelimesi gaga anlamındadır. Bu güvercinlerin gagaları küçük olduğu için bu ad verilmiştir. Günümüzde sayıları çok azalmıştır. Konya dışında neredeyse hiç görülmezler. Konya’da ise eski kuşçuların bazılarında bulunabilirler. Bu nedenle nesli tükenmek üzere olan bir ırkımız olup acil olarak korunması gerekmektedir.
UÇUŞ ŞEKİLLERİ
Taklambaç ırkı , düz oyunlu bir kuştur. Uçarken tek takla atar. Hiç takla atmayanları da vardır. Takla atanları daha tercih edilirler. Taklambaç ırkında ayaklar paçalı olur. Çok nadiren paçasız olanları da görülür. Bunların kırma oldukları düşünülmektedir. Bu tipleri değersiz olarak kabul edilirler. Uçarken Mardin tipi taklacılar kadar yükseğe çıkmaz, orta yükseklikte bir saat kadar uçarlar. Ancak düzenli uçurulmaları halinde, uçuş özellikleri bakımından aynı Mardin taklacıları gibi yüksek ve uzun uçmaktadırlar. Ancak Mardin tipi taklacılarda görülen, sefere gelme ve fişekleme gibi bir oyun tarzları yoktur.
FİZİKİ ÖZELLİKLERİ
Bu ırkta gaga küçük kalın ve çekkin (geniş) bir yapıdadır. Bu nedenle kan olarak Mısıri (Güllü, Bango) ile akrabalıkları olduğu düşünülmektedir. Ancak taklambaçlar, fiziksel olarak göğüs gülü bulunmaması, paçalı oluşları ve gözlerinin küçük oluşu ile bu ırktan ayrılırlar. Bunun yanı sıra bangolara göre vücutları biraz daha büyük yapılıdır. Ayrıca uçarken takla atma özellikleri vardır. Bu özellik bangolarda görülmez. Tüy örtüleri sık dokuludur. Düz kuyrukturlar ve kuyruklarındaki telek sayısı 12–16 arasında değişir. 12’den fazla kuyruk teleğine sahip olanlar makbul sayılmazlar. Arka takkalı ya da takkasız olabilirler. Göz yapıları küçüktür.
RENK ÇEŞİTLERİ
Renk olarak çeşitli renklerde olabilmektedirler. Rastlanan başlıca renkleri, beyaz, siyah ve bunların çeşitli karışımları şeklindedir. Bu renklerin yöresel adlandırılışları şu şekildedir. Aktaklambaç, karataklambaç, karakafa, karakuyruk, karakafa karakuyruk, çallı taklambaç ve kırgın. Ayrıca bu renklerin de bazı alt varyasyonları bulunmaktadır.
AK TAKLAMBAÇ: Bütün vücudu tamamen beyaz renktedir. Bazen beli siyah ak taklambaçlara rastlanır bunlara “beli kara” adı verilmektedir. Gene ak taklambaçların bazen kuyruklarında siyah ve beyaz telekler karışık olarak bulunabilmektedir. Bu tür kuşlara “ebrulu” adı verilmektedir.
KARA TAKLAMBAÇ: Bütün vücudu tamamen siyah renktedir. Bazen bu siyahın tonu hafif açık ve mat bir tonda olabilir. Bu tür kara taklambaçlar değersiz olarak görülürler. Bu kuşlara, “boz zidgara” adı verilmektedir. Bazen de kuşun kafasında beyaz cimke adı verilen benekler bulunabilir. Bu tür kara taklambaçlar ise, “çakal zidgara” adı ile anılırlar.
KARAKAFA: Güvercinin baş kısmı siyah olup diğer tarafları beyazdır. Baş kısmındaki siyahlık boyna doğru sarkma yapmamalıdır. Aynı güvercin “ala” adı ile de anılır. Karakafa kuşlarda eğer beyaz renk normalden daha fazla ise bu kuşlara “kız alası” adı verilir.
KARAKUYRUK: Güvercinin kuyruğu tamamen karadır. Bütün vücut beyaz olur fakat kuşun sırtında “kalp yamalı” adı verilen bir siyah leke vardır. Aynı güvercin “karakuyruk alası” adı ile de anılır. Kara kuyruklarda eğer omuzdan göğüse aşağıya doğru inen siyah bir renk varsa buna “peşkirli” denilir.
KARAKAFA KARAKUYRUK: Güvercinin baş ve kuyruk siyah, diğer tarafları beyaz renkte olursa bu şekilde adlandırılmaktadır. Bazen bu kuşlarda, kuşun kuyruğunda enine şekilde beyaz bir hat bulunur. Bu tür karakafa karakuyruklara, “fenerli” adı verilir.
ÇALLI TAKLAMBAÇ: Bu taklambaçlar da vücut ve kuyruk siyah renkte, kanatlar ise beyaz renkte olur. Bu kuşlarda göz rengi “çakır” tabir edilen tarzda mavi ya da bej hareli bir yapıdadır. Çakırlık her iki gözde de vardır. Bu tür güvercinler “kuyruğu siyah çallı” adı ile de anılırlar.
KIRGIN: Siyah ve beyazdan oluşan karışık renkli bir kuştur. Belirgin bir renk özelliği yoktur. Genellikle kafa, kuyruk, kanat ve paça beyazdır. Boyun ve gövde ise siyahtır. Fazla değerli olarak görülmezler.
TAKLAMBAÇ IRKININ BUGÜNKÜ DURUMU
Bu ırkla ilgili olarak Konya’da yaptığım araştırmada, ırkın ciddi şekilde azaldığını gözlemledim. Konya’da sadece eski ve yaşlı kuşçuların ilgi gösterdiği bir ırk olan taklambaçlar, yaygın değiller. Konya’da Pazar günleri “muhacir pazarında” kurulan kuş pazarında bu güvercinlerden sadece 4 tane görebildim. Bu pazarda ağırlıklı olarak Mardin tipi taklacı güvercinler bulunuyor. Konya’da Selçuklu (enseli) ırkına göre biraz daha yaygın olduğu söylenen bu güvercinlerde de renk çeşitliliği azalmış durumda. Ben sadece ak, karakuyruk ve kırgın renklerine rastladım. Diğer renklerin fazla yaygın olmadığı ve azalmış ya da kalmamış olduklarını tahmin ediyorum. Sayılarının azalmış olmasında yetiştirme zorluklarının etken olduğu söylenebilir. Bu güvercinler, uçurulmadıklarında yavru alma sorunları ortaya çıkabilmektedir. Ancak ırkın azalmasında asıl etken yeni neslin bu kuşların değerini kavrayamamasından kaynaklanmaktadır.
NOT: Konya’da araştırma yaptığım sürede kendisinden her türlü yardımı gördüğüm Faruk Yılmaz’a ve Konya’da taklambaç ırkını yetiştiren Atilla bey’e, gerek verdiği bilgiler gerekse kuşlarının fotoğraflarını çekmemde gösterdiği kolaylıklardan ötürü teşekkür ederim.
Yazan: Yavuz İşçen
boletus@mynet.com
Gönderen Blogspot zaman: 11:07 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
Ortadoğu ve tahminen İran kökenli olan bu güvercinler, ülkemizde “şıhşelli”, “çakşırlı” “çarçurlu”, “panda” ve “şirazi” gibi adlarla bilinirler. Çakşır, genellikle güneydoğu bölgemizde ince kumaştan yapılan ve daha çok erkeklerin giydiği şalvara verilen isimdir. Ancak aynı zamanda ayakları paçalı güvercinler için kullanılan bir tanımlamadır. Şirazi adlandırmasının İran’ın güneybatısında bulunan Şhiraz kentinden kaynaklandığı düşünülmekte ve bu güvercinlerin buradan köken almış olabilecekleri kabul edilmektedir. Şirazi adlandırması aynı zamanda Pakistan kökenli “Lahore” (Şinasi) ırkı için de Pakistan’da kullanılan bir addır. Bu güvercinlerimiz dünyada ise, “Shaksharli”, “Shaksharli Tumbler” “Sherazie” ve Almanya’da da “Schirastümmler” adı ile tanınırlar. Ortadoğu ülkelerinde ve Türkiye’de uzun yıllardır yetiştirilen ve bilinen bir ırk olan Şıhşellilere, Lübnan’da “Sheik Shalli” adı verilmektedir. Arapça’da “Sheik” kelimesi, Türkçe’deki Şeyh kelimesi ile eş anlamlıdır ve İslamiyet öncesi Arap topluluklarında kabile reisi anlamına gelmektedir. İslami dönemde ise aynı kelime tarikat başkanları için kullanılmıştır. “Shalli” kelimesi ise gene Arapça’da güvercin sürüsü anlamındadır. Sheik Shalli ise, buradan çıkarılacağı gibi, güvercinlerin en yetkin olanı, en iyisi gibi bir anlama gelmektedir. Şıhşelli ise bu kelimenin Türkçeleştirilmiş halidir. Şıhşelli ırkı güvercinler gerçekten de çok alımlı, gösterişli ve güzel kuşlardır. Osmanlı Devleti döneminden beri İran, Irak ve diğer Arabistan yarımadası ülkeleri ile iç içe yaşamış olan Türkler, bir zamanlar Osmanlı devleti sınırları içinde bulunan bu ülkelerin güvercinlerini uzun yıllardır yetiştirmektedirler. Bugün bile Türkiye ile Suriye, İran, Irak ve Lübnan gibi bölge ülkeleri arasında güvercin ticareti canlılığını korumaktadır.
FİZİKİ ÖZELLİKLERİ
Şıhşellilerde dışarıya hafif bombe yapacak şekilde çıkık bir alın kemiği vardır. Kafası düzgün ve yuvarlaktır. Gözler büyük değildir. Göz çevresi halkası belirgin olmaz. Göz rengi koyu kırmızı ve portakal tonlarında olabilir. Bu güvercinlerin orijinalinde takka ve perçem bulunmaz. Ancak ülkemizde bulunan çeşitlerinde perçemli olanları yaygındır. Perçemli olanlar bizde daha değerli olarak kabul edilmektedirler. Gaga orta büyüklükte ve hafif ince bir yapıdadır. Türkiye’de özellikle siyah renk kuşlarda gaganın üst yarısı siyah olup alt yarısı kemik rengi olan kuşlar bulunmaktadır. Bu kuşları ilk gördüğümde üst gagalarının siyaha boyandığını düşünmüştüm. Ancak sorduğumda boya olmadığını öğrendim. Bu kuşlar bizde daha güzel göründüğü için tercih edilirler. Ancak genel olarak açık renk gaga istenilen bir özelliktir. Kuşun vücudu orta büyüklüktedir. Dik duruş şekli ve geniş bir göğüs yapısı bu güvercinlerde dikkat edilen bir özelliktir. Bu güvercinler kanatlarını kuyruk üzerinde taşırlar. Ayaklar normal uzunlukta ve paçalıdırlar. Paçalar parmakları örtecek uzunlukta olmalıdır. Fazla uzun paça tercih edilmez. Paçaların ucunda “Parmak saçağı” adı verilen bir bölümün beyaz olması gerekir. Parmak saçağı beyaz olmayan güvercinler bir miktar değer kaybına uğrarlar. Şıhşellilerde renklerin vücuda dağılımı çok önemlidir. Renk dağılımı düzgün olmayan kuşlar tercih edilmezler. Bu güvercinlerde bütün vücut kuşun kendi renginde olur. Sadece kafa ve boyun ile parmak saçağı beyazdır. Kafadaki beyazlık, boyunu da kapsayacak şekilde aşağıya doğru iner ve göğüsün orta yerinde düzgün bir şekilde köşe yapıp biter. Kuş adeta başına ve omuzlarına beyaz bir şal örtmüş gibi durur. Ancak bu beyazlık üzerinde iki farklı leke bulunmalıdır. İlki “şapka” ya da “payam”adı verilen ve kuşun kafasının tam üzerinde bulunan küçük lekedir. İkincisi ise, “yanak yaması” adı verilen ve kuşun her iki yanağında simetrik olarak bulunması gereken lekelerdir. Bu lekeler kuşun rengi ile aynı renk olur. Lekelerin düzgünlüğü çok önemlidir. Şapka sadece kafa üzerinde kalmalı etrafa taşmamalı ve özellikle alına doğru yayılmamalıdır. Yanak yamaları ise gözlerin hemen altından başlayıp her iki yanakta düzgün ve simetrik olarak bulunmalı, fazla uzamadan kesilmelidir. Şapka ve yanak yamaları kesinlikle birbiri ile birleşmemelidire eve.
Lübnanlı yetiştiriciler yanak yamalarının kuşun orijininde olmadığını, Barbarisi adı verilen ırk ile (Bu ırk Türkiye’de Yaşmaklı adı ile bilinmektedir) yapılan kıe rılmalar sonucu sonradan oluştuğunu belirtmektedirler. Ancak günümüzde yanak yamaları bu güvercinlerin bir standardı haline gelmişlerdir. Özellikle sarı ve kırmızı renkler için bu kesin olarak geçerlidir. Şapka ve yanak lekesi bulunmayan güvercinler dünya standartlarına göre değer kaybederler. Bu durum özellikle şapkası olmayan güvercinler için çok daha kesindir. Ülkemizde yanak yamaları bulunmayan Şıhşelli güvercinleri yaygındır. Bu tiplerinin ırkın orijinaline daha yakın olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellikteki kuşlar daha çok mavi ve siyah renklerde vardır. Hatta bu özellik bu renklerde aranılan bir nitelik haline gelmiştir. Şıhşelli ırkında kuyruk üstünün olduğu bölgenin beyaz olmasına dikkat edilmektedir. Burada yuvarlak biçimli beyazlık istenilen bir özelliktir.
RENK ÇEŞİTLERİ
Şıhşelli ırkı güvercinler farklı renklerde karşımıza gelmektedirler. Bu renkler, kırmızı, sarı, siyah ve mavidir. Bu 4 renkte beyazla kombinasyon halindedir. Sadece mavi renk güvercinlerde kanatlar üzerinde iki sıra şerit (kalem) bulunur. Diğer renklerde kanat üzerlerinde şerit yoktur. Mavi şeritlilerde şeritlerin koyu olması istenilen bir özelliktir. Ancak kuşun mavisinin açık tonda olması daha çok tutulmaktadır. Şıhşelli ırkı güvercinler bir form ırkıdır. Uçuş için yetiştirilmezler. Bu güvercinler uçurulduklarında fazla uzun uçmazlar ve birkaç tur atıp konma eğiliminde olurlar. Uçarken düz takla attıkları olur. Bu nedenle Avrupa’da taklacı kategorisinde değerlendirilirler. Ülkemizde yaygın olarak yetiştirildikleri Güneydoğu bölgemizde filo ırkları ile birlikte beslenirler. Ancak bu güvercinler filo uçucuları ile birlikte uçurulmazlar. Çünkü filo uçuşuna uyum gösteremezler. Bazen filonun inişi sırasında filoyu toparlamak için ya da filonun dikkatini yuva üzerine toplamak için uçuruldukları olur.
Gönderen Blogspot zaman: 11:07 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları
“Selçuklu”, “Selçuk” ya da Konya’da halk arasında söylendiği şekliyle “Enseli” veya “Saraylı” olarak adlandırılan bu güvercinler, bir zamanlar Anadolu Selçuklu devletine başkentlik yapmış bulunan Konya yöresine özgü yerel kuşlardır. Buradaki “ense” sözcüğü kuşun kuyruk bölümü için kullanılmaktadır. Bu ırkımız dünyada, “Seljuk Fantail”, “Seldjucken tümmler” gibi adlarla bilinmektedir. 1200’lü yıllarda yaşadığı bilinen Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin de bu kuşlardan beslediği menkıbelerde kayıtlıdır. Sonradan onu izleyen çelebiler de bu kuşlardan yetiştirmişler ve ırkın korunup ıslah edilmesinde önemli katkılarda bulunmuşlardır. Anadolu Selçukluları döneminde bu güvercinlerin Konya’da Selçuklu saraylarında yetiştirildiği ve koruma altında tutuldukları bilinmektedir. Saraylı adlandırması buradan gelmektedir. Selçuklu devleti sonrası birkaç zengin aile tarafından soyu titizlikle devam ettirilen ve satış ya da hediye de dahil olmak üzere hiçbir şekilde dışarıya verilmeyen bu kuşların, Osmanlı sarayına gelmesi oldukça sonra gerçekleşmiştir. 1635 yıllında Evliya Çelebi İstanbul’a ilişkin anlatılarında, İstanbul’da bulunan güvercin çeşitlerini sayarken Selçuklu güvercinlerinden hiç bahsetmemektedir. Gerçekten de bu güvercinlerin Osmanlı sarayına gelişi, 1875 yılından sonra II. Abdülhamid’in Padişahlığı döneminde olmuştur. Bu güvercinlere, Konya dışında fazla rastlanmaması bu ırkın Anadolu’ya, Anadolu Selçukluları ile girmiş bir ırk olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Gerçekten de Selçuklu minyatür resimlerinde bu güvercin türüne çok rastlanması bu konuda söylenenleri desteklemektedir. Ayrıca Konya’nın Osmanlı dönemine ait bilgiler veren en eski kuşçularının sözlü anlatımları da bu konuyu doğrular niteliktedir.
SELÇUKLU GÜVERCİNLERİ SÜRATLE YOK OLUYOR
Selçuk güvercinleri tüm ülke genelinde yaygın olarak yetiştirilmedikleri için fazla tanınmamakta ve özellikleri iyi bilinmemektedir. Hatta, Konya Belediyesi’nin hazırladığı web sayfasında Konya’da güvercin yetiştiriciliği ile ilgili uzun bir yazı yer almakla birlikte, Selçuk ırkından hiç bahsedilmiyor olması çok düşündürücü ve kaygı vericidir. Konya’da bu ırkı yetiştiren eski güvercin meraklılarının giderek azalmakta olması, konuyu daha da vahim hale getirmiştir. Günümüzde bu ırkın geleceği ciddi bir tehdit altındadır. Bu nedenle kesin olarak korunması gerekmektedir. Son yıllarda bu ırka ait bazı kuşlar yurt dışına çıkartılmış ve üretilmişlerdir. Ancak yurtdışında da yaygın değildir ve ırkın orijinal formu korunamamıştır. Bu konuda bir Alman kaynakta verilen bilgiye göre, bir çift 1982’de Nurnberg’de bir gösteride, diğer bir çift ise, 1991 yılında Stuttgart’ta bir gösteride görülmüştür. Bu ırkın Konya dışında fazla bilinmiyor ve yetiştirilmiyor olmasının, Selçuklu döneminde bu ırkın korunabilmesi için yoğun bir çaba harcanmış olmasından kaynaklandığını ve hatta Konya dışına çıkarılmasına yasaklar getirilmiş olabileceğinden ileri geldiğini düşünüyorum. Osmanlı döneminde de Konya’da bu ırkın korunabilmesi için gerçekten de çok yoğun bir çaba harcanmıştır. Osmanlı devletinin son dönemlerinde bu güvercinlerin ıslahının, Konya’da ünlü kuşçuların kolektif çabası ile gerçekleştirilmeye başlanmış olması dikkate değer bir durumdur. Konya geleneğinde eskiden “fenfene” adı verilen ve davetlilerin her birinin bir malzeme getirerek katıldığı büyük ziyafetler düzenleniyordu. Bu ziyafet sonrası kuşlar odanın ortasına yayılan ve “sofraaltı” denilen bez yaygının üzerine çıkartılıyorlardı. Hangi kuşun hangisi ile eşleştirilmesi gerektiğine bütün kuşçuların ortak görüşü ile karar veriliyordu. Bu olayın ırkın ıslahı açısından çok önemli bir işlevi olduğu kesindir. Bir başka bilgi ise, Konya’nın eski zenginlerinden Deli Hacı Ali’nin oğlu olarak bilinen bir kişinin Elinden kaçırdığı bir akkuyrukkara için, bunu yakalayan kişiye bir manda vererek geri almasıdır. Böylece kuşunun damarını koruyabilmiştir. Bütün bunlar, Selçuklu güvercinlerine zamanında nasıl değer verildiğinin bir göstergesidir. Bugün ilgisizlik ve kayıtsızlık yüzünden bu kuşların soyunun tükenme noktasına gelmiş olması gerçekten acı vericidir. Konya’da bu güvercinleri yetiştirdiği bilinen en ünlü kuşçular Çelebilerden yetişmişlerdir. bu insanlar, konaklarda, yaz mevsimlerinde de Meram’daki sayfiye evlerinde Selçuk kuşları yetiştirmişlerdir. Bu kişilerden başlıcaları, Rafet zade Hüseyin efendi, Hacı Kamil Çelebi, Büyük Selahattin, Küçük Selahattin Çelebiler, Hüsamettin Çelebi, Mehmet Bahattin Çelebi, Tarikatçi Cemal Çelebi ve oğlu Eyyüp Çelebi ve Arif Çelebilerdir. Bunların dışında, İbrahim Babadağ, Hacı İsmail Dayı, ünlü saz sanatçısı Latif Çavuş sayılabilir. Ayrıca aile olarak Nakıp zadeler, Mecidiye zadeler gibi Konya’nın tüm aristokrat ailelerinin hep kuşları ve kuş bakıcıları olduğu bilinmektedir. Bunlardan başka Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlarımızdan da kuş meraklıları çoktu. Yusuf Şar’ın çocukları, Soğuklu adı ile bilinen Rumlardan Sarafyan, Solakyan, Kazaros, Sofoklis. Katip adıyla tanılan başka bir Rum’un çok güzel kuşlara sahip olduğu anlatılmaktadır. Ancak bu kuşlardan bahsedildiğinde, Konya’da Avukat Mehmet Ali Apalı’nın adını ve yerini bilmeyen yoktur. Bugün torunlarının kuşçuluğa devam ettiği bilinmektedir.
FORM ÖZELLİKLERİ
Selçuk güvercinleri bir form ırkıdır. Görünüş ve renk özellikleri her zaman ön plandadır. Bu nedenle uçuş için salıverilmezler, yuva içinde ve bahçede beslenirler. Uçurulduğunda fazla uzaklaşmaz yuva etrafında bir kaç tur atarlar. Bu kuşlarda düz oyun tabir edilen tarzda uçarken tek takla atma şeklide oyun görülebilir. Oynayanları daha makbul kabul edilmekle birlikte oynamayanları da değer yitirmezler. Selçuk kuşlarının kendilerine özgü tipik bir formları vardır. Her şeyden önce ufak yapılı kuşlardır. Kuşçular özellikle ufak yapılı olanlarını tercih ederler. Kuşçular arasında “bir esnek” tabir edilen ve baş parmak ile onun yanındaki parmağın “u” biçiminde yaklaşık 8 cm açılarak oluşturulan bir ölçme şekline göre, Selçuk kuşlarının göğüs ve anüs arası uzunluklarının bir esnek olması uygundur. Bir esnek ölçüsüne bağlantılı olarak Selçuklu kuşlarının beli kısa olanları tercih edilir. Bu kuşların gövdeleri topak bir görünümdedir. Göğüsleri hafif bombeli ve yuvarlaktır. Kafa biraz geriye doğru durur. Bu duruş şekline Arap atlarının duruş şekline benzetilerek, “kısrak kafa” denilmektedir. Boyun fazla uzun değildir. Orta uzunlukta ve kalınlıkta bir gaga yapıları vardır. Ağız yapıları çekkindir (geniş). Gözler, geniş göz tabir edilen tarzda, büyük ve yuvarlak olup, göz çevresi halkası geniştir. Göz çevresi halkası beyaz ya da ayva sarısı tondadır. Göz rengi beyaz, siyah, mavi veya hafif kızılımsı olabilir. Bazen gözün içinde “nergiz” olarak tabir edilen kırmızı çizgiler görülebilir bu özelliği olanlar fazla tercih edilmezler. Ayaklar kısa paçalıdır. Paçasız olanları yoktur. Bu kuşlar takkalı ya da takkasız olabilirler. Takkalı olanlarda arka takka, kulaktan kulağa uzanır. En dikkat çekici özellikleri ise kuyruk yapılarıdır. “Ense” adı verilen kuşun kuyruk bölümü geniş olmalıdır. Bütün Selçuklu kuşları enseli olurlar. Kuyruk, “deste” ya da “top” kuyruk tabir edilen tarzda yukarı kalkık ve üçken biçimdedir. Bazen “köprülü ense” tabir edilen tarzda kuyruğun yarım daire biçiminde olma haline de rastlanır. Kuyruk şekli, aynı Tavus ırkı güvercinlerde olduğu gibi hafif yukarı doğru ve yelpazemsi bir görüntüdedir. Kuyruğun yukarı kalkık halde duruyor olması tercih nedenidir. Kuyruk telek sayıları normal güvercinlere göre çok daha fazladır. Bu sayı en az 24–26, en çok ise 36 olabilmektedir. Kuyruk biçimine göre, değişik adlarla adlandırılırlar. Kuyruğun görünüm olarak biçimi, içi dolu veya içi açık tarzda olabilir. Bu özelliğe göre Selçuklu kuşları iki gruba ayrılarak değerlendirilirler. İçi dolu olanlarda telekler alt alta dizili biçimdedirler. Buna “kılıncına dolma” adı verilir ve tercih nedenidir. Kuyruk teleklerinin içi açık tarzda ise yani telekler alt alta değil de birbirine açılı olarak dizilmişlerse buna “açık ense” adı verilir. Açık enselerde, kuyruğun içi boştur. Bunun yanı sıra, kuyruğu tanımlamak için kullanılan, “Sokma kuyruk”, “Dalma” gibi tabirler de bulunmaktadır.
TERCİH EDİLEN ÖZELLİKLERİ
Uçarken tek takla şeklinde oynayanları, kulaktan kulağa takkeli olanları, iri ve yuvarlak başlı olanları, kısa kalın ve beyaz ağızlı olanları, uzun ve geriye doğru boyunlu olanları, beli kısa olanları, “kısrak kafa” tabir edilen baş ve gaganın vücuda doğru kavisli olanları, bir esnek boylusu, göz çerçevesi geniş olanı, göz akı beyaz ve içi kılcal damarsız olanı, karın altında pamuk yani beyaz tüy olmayanı, kılıncına dolma ense olanı, kuyruk telek sayısı çok olanı, kuyruğunun duruş şekli kafaya değecek şekilde duranı kuşçular arasında tercih edilmektedir.
SELÇUKLU GÜVERCİNLERİNDE RENK ÇEŞİTLERİ
Genel olarak kabul edilen yaklaşıma göre, Selçukluların Anadolu’ya gelirken Orta Asya’dan sadece düz beyaz, düz siyah ve gök renklerine sahip güvercinler getirdikleri düşünülmektedir. Bugün görülen farklı renklerin Anadolu’da yapılan ıslah çalışmaları sonrası geliştirildiği bilinmektedir. Günümüzde bu güvercinlerde rastlanan ana renkler, şu şekilde adlandırılmaktadır ; Ak, Kara, Gök, Çopur, Akkuyrukkara. Bunlara ek olarak Pal ve Ala olarak adlandırılan renklerde vardır.
AK
Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmiş bir renktir. Bu renk kuşların özelliği bütün vücutlarının beyaz renk olmasıdır. “Enseli ak” olarak da adlandırılmaktadırlar.
KARA
Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmiş bir renktir. Bu renk kuşların özelliği bütün vücutlarının siyah renk olmasıdır. “Enseli kara” veya “Enseli zidgara” olarak da adlandırılırlar. Geniş ve beyaz gözlü olanları makbuldür.
GÖK
Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmiş bir renktir. Bu kuşların genel rengi açık göktür. Yani vücut açık mavi ve gri karışımı bir tondadır. “Enseli gök” olarak da adlandırılmaktadır. Renkleri külümsüye (daha koyu gök rengi) yakın olanlar ve üzerlerinde beyazlık bulunanlar beğenilmezler. Selçuklu güvercinlerinde, gök renginde kanatlar üzerinde kalem (şerit) bulunmaz. Bu renk silik tabir edilen bir yapıdadır. Kuyruk teleklerinde yatay olarak uca doğru bir sıra şerit olabilir. Kanat telek uçları ile kuyruk uçları koyu tonlu olanlar daha makbuldürler. Gözleri boncuk mavi olanlar değerlidir. Gözleri kızıl olanlar makbul değildir. Gök rengini geliştiren ve ıslah eden kişi, “Akkipriğin dayı” adı ile bilinen ünlü kuşçu Hacı İsmail Ağadır. Elimizde bulunan bugün bile “Dayı cinsi” diye anılmaktadırlar.
PAL
“Enseli pal” adı ile de anılır. Ak ile gökün eşleşmesi ile ortaya çıkabildiği gibi, çopurla çopurun eşleşmesi sonucu % 80 oranında ortaya çıkmaktadır. Bu kuşlarda renk beyaz ile gök karışımıdır. Vücuda hakim olan genel renk külümsüdür. Kuyruk genellikle süt beyaz olur. Renk karışımı vücudun herhangi bir yerinde olabilir. Selçuklu güvercinleri bir form kuşu olduklarından bu kuşlarda renk çok önemlidir. Bu nedenle pal rengi kuşlara hiç değer verilmez. Hatta bir çok eski kuşçu bu rengi Selçuklu güvercin renkleri içinde saymamaktadırlar.
ALA
“Enseli ala” adı ile de anılır. Ak ile karanın çiftleştirilmesinden elde edilen bir renk kombinasyonudur. Ala kavramı güvercinlerde genellikle karışık renkli olma durumunda kullanılmaktadır. Güvercinlerde baş, vücut, kanatlar ve kuyruk gibi vücudun temel bölümlerinin birbirinden farklı renkte olması ve bunun düzenli dağılması ise ayrı bir renk gibi algılanabilir. Selçuklu güvercinlerinde, kafanın siyah ve siyah rengin boyuna kadar indirmeli olması, sırtın siyah ve beyaz olması, kuyruğun ise süt beyaz olması durumunda bu kuşlara ala denilmektedir. Alalar genellikle çakır gözlü olurlar. Kuyruk biçimleri ise açık ensedir.
ÇOPUR
Selçuklu ırkı güvercinlerde yapılan ıslah çalışmaları sonucu Osmanlı döneminde geliştirilmiş bir renktir. Bu kuşlarda baş rengi açık göktür. Yani kuşun baş kısmı hafif kül rengi ve grimsi bir tondadır. Bu renk boyunda kesme yapar, yani burada biter. Bitiş noktasından itibaren beyaz renk başlar. Eğer gök ton boyuna doğru indirme yapıyorsa tercih edilmez. Kafaya hakim olan gök ton üzerinde bazen, “çakal” olarak adlandırılan ve kuşun gagasının üzerinden başlayıp kafasının ortasına kadar devam eden düz ve beyaz bir hat bulunabilir. Bu çopur renginde makbul olarak kabul edilmektedir. Özellikle kuşun bel kısmında gök ton renk bulunmaması gerekir. Kuşun bel kısmı da beyaz olmalıdır. Vücuda hakim olan genel renk beyazdır. Ancak kanatlar, füme olarak adlandırabileceğimiz bir tonda koyu gri ve siyaha yakın bir renkte olurlar. Kanat üzerinde iki sıra kalem bulunur. Kanat uçları koyu zeytuni tonda olan çopurlar daha değerli olarak kabul edilirler. Çopurlarda bazen kanatta “çallı” adı verilen beyaz teleklere rastlanabilir. “Çallı çopur” olarak adlandırılan bu tür çopurlar değersiz kabul edilirler. Çopurlarda kuyruk tamamen beyazdır. Ancak “karakuyruk çopur” olarak adlandırılan siyah kuyruklu çopurlar da bulunmaktadır. Kuyruk biçimi, kılıncına dolma ya da açık ense kuyruk olabilir. Çopurlar da göz rengi çakırdır. Çakır göz, mavi hareli ya da bej hareli olabilir. Çopur bir güvercinin bir gözü, siyah diğer gözü çakırdır. Çakır olan gözün ise yarısı çakır, yarısı siyahtır. Çakır kısım gözün altında, üstünde veya yan tarafında bulunabilir. Çopur, ak ile gökün eşleştirilmeleri sonucu geliştirilmiş bir renk türüdür. Ak ile gök eşleşmesinden, çopur, karakuyruk çopur ve gök renkleri elde edilmektedir. Çopur ile çopurun eşleştirilmesinden ise, %80 pal, %15 çopur, %5 ak elde edilmektedir. Çopur rengini ıslah ederek geliştiren ve bu renge hayran olduğu bilinen kişi, Elifin İbrahim Babadağ’dır. Çopur renginin devamını ömrünün büyük bir bölümünde Konya’da Hacı Nafizlerin konağında kuşçubaşılık yapmış olan bu kişiye borçlu olduğumuz söylenebilir.
II. ABDÜLHAMİD’İN ÇOPURLARA OLAN İLGİSİ
Çopura ait ilginç bir bilgi daha bulunmaktadır; Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’in şehzadeliğinden beri kuşlara merakı olduğu bilinmektedir. Padişah olduktan sonra 1876–1909 yılları arasında 33 yıl ülkeyi yönetmiştir. Padişahın kuşçu başılığını yapan Osman Efendi, milli futbolcularımızdan Şükrü ve Rüştü beylerin dedeleridir. Bu dönemde Osmanlı Sarayında Osman Efendiye bağlı olarak çalışan 32 kuşçu daha bulunmaktadır. Bu kuşçulardan biri de Konya’lı Nakip zadelerden Rıza Efendidir. II. Abdülhamid, Selçuklu kuşlarının güzelliğini duymuş ve Rıza Efendiyi Konya’ya göndererek, bu kuşların tüm çeşitlerini toplayarak İstanbul’a saraya getirmesini emretmiştir. Bunun üzerine Rıza Efendi Konya’ya gelerek Padişahın emrini yerine getirmiş ve kuşları toplayarak İstanbula gitmiştir. Padişah gelen kuşlar içersinde en çok "takkeli çopur" tabir edilen rengi beğenmiş ve bu renkten daha fazla getirmesi için Rıza Efendiyi tekrar görevlendirmiştir. Ancak Rıza Efendi bu renkten sadece üç tane daha bularak İstanbul’a geri gelmiştir. Hatta söylenenlere göre Padişah Selçuklu kuşlarının güzelliklerini gördükten sonra elinde bulunan yabancı kuşları elden çıkartmış ve Konyalılardan yetiştirmek isteyenlere ücretsiz olarak verilmek üzere, bu kuşları Konya’ya göndermiştir. Bu kuşlar, o dönemde kendisi de ünlü bir kuşçu olan, Konya Polis Karakolunda görevli Baş Komiser Bendelli İbrahim Efendi aracılığı ile Konyalılara bedelsiz olarak dağıtılmıştır. Gerçektende o döneme ait Osmanlı arşivi kataloglarında bu bilgileri doğrular belgeler bulunmaktadır. Bu arşivde yapmış olduğum araştırmada Konya ile İstanbul sarayı arasında güvercin alış verişinin oldukça canlı olduğunu gösteren çeşitli belgelere rastladım. 1883 tarihli bir belgede Konya’dan İstanbul’a gönderilecek güvercinlerin, Yüzbaşı İbrahim Ağa’ya teslim edilişine ilişkin bir belge bulunmaktadır. 1893 tarihli bir belgede, Konya’dan melez olmayan güvercinler istenmektedir. 1899 tarihli başka bir belgede ise, Konya ahalisinden arzu edenlere dağıtılmak üzere 195 çift güvercinin İstanbul’dan gönderildiği belirtilmektedir. Konya halkına bedelsiz olarak dağıtılan kuşlar bu güvercinler olmalıdır.
AKKUYRUKKARA
Selçuklu ırkı güvercinlerde yapılan ıslah çalışmaları sonucu Osmanlı döneminde geliştirilmiş bir renktir. Bu kuşlarda gövde ve kanatlar siyah renkli kuyruk ise tamamen beyazdır. Ak ile Karanın eşleştirilmesi sonucu uzun zaman içinde geliştirilmişlerdir. Bu eşleşmeden, ala, mavrullukara, akkuyrukkara, olarak adlandırılan renklerde kuşlar elde edilmektedir. Mavrullukara, kuyruğu siyah ve beyaz karışık renkli olan akkuyruk karalara verilen bir isimdir. Bunun yanı sıra, yanı telli, böğrü telli ve üstü telli kara gibi adlarla belirtilen tüy ve telek renk özellikleri ile de karşılaşılabilmektedir. Osmanlı döneminde bu ırkın ıslahı üzerine çalışan kişi, Rafet Çelebi’nin oğullarından Hüseyin Çelebi’dir. Dolayısıyla Akkuyrukkara rengini bu kişiye borçlu olduğumuz söylenebilir. Akkuyrukkaralar takkalı ve takkasız olabilir. Kulaktan kulağa takkalıları daha değerli kabul edilirler. Kuyruk biçimi açık ense ya da kılıncına dolma olabilir. Kılıncına dolma kuyruklar daha makbuldürler. Göz büyük ve çerçeveli olmalıdır. Göz renkleri beyaz, yeşil ve kızıl olabilir. Göz rengi beyaz olanlar tercih edilirler. Göz rengi kızıl olanlar, diğer enseli güvercinlerle bir karışımdan geldikleri için değersiz olarak görülürler.
SELÇUKLU GÜVERCİNLERİNİN BUGÜNKÜ DURUMU
Selçuklu güvercinlerinin bugünkü durumunu araştırmak üzere Konya’da yaptığım incelemede, bu güvercinleri günümüzde yetiştirenlerin hayli azaldığını, daha çok Konya’nın eski ve yaşlı kuşçuları arasında tercih edildiklerini gözlemledim. Bu güvercinleri bugün Konya’da yetiştirenlerin sayısı 10–15 kişi kadardır. Bu ırkın birey sayısının ise yaklaşık 200–250 kuştan oluştuğunu tahmin ediyorum. Sayılarının azalmasında yetiştirilme zorlukları ve yavru almaktaki güçlüklerin de payı büyüktür. Ancak asıl faktör, yeni nesil kuşçuların bu kuşların değerini anlayamamasından kaynaklanmaktadır. Konya dışında bu güvercinlerden ülkemizin herhangi bir yerinde bulunmamaktadır. Bir ara bazı kuşçuların Konya’dan alıp Eskişehir’e götürdüklerini Konyalı yetiştiriciler belirtiyorlar. Ancak bu ırkın Eskişehir’de bugün var olup olmadığı konusunda bir bilgiye sahip değilim. Konya’da her Pazar günü “muhacir pazarında” kurulan kuş pazarında genel olarak taklacı güvercinler satılıyor ve bol miktarda var. Selçuklu güvercinleri ise sadece 3 çift vardı. Bunlar ise form olarak oldukça bozuktular. Selçuklu güvercinlerinde dikkatimi en çok çeken şey, bu ırkın renk çeşitliliğinin azalmış olması oldu. Konya’da şu anda sadece gök ve akkuyrukkara renkleri var. Diğer renkler kalmamış. Başka bir anlatımla soyu tükenmiş. Soyu tükenen bu renkler, ak , kara, çopur, pal ve aladır.
Gönderen Blogspot zaman: 11:06 0 yorum
Etiketler: Güvercin Irkları